<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064</id><updated>2012-01-21T10:18:40.231+02:00</updated><title type='text'>Sürdürülebilirlik</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>32</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-4319752679385512001</id><published>2011-08-24T08:29:00.002+02:00</published><updated>2011-08-24T08:34:56.498+02:00</updated><title type='text'>Türkiye'nin tapusu hangi bakanlığa verildi?</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt; Türkiye tatildeyken tüm ülkenin tapusunu istediği gibi kullanma yetkisini alan bakan kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf Yavuz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye tatildeyken yürürlüğe giren kararname ile yapılan değişikliklerle doğayı ve yaşam alanlarını tahrip eden yatırımların önündeki engeller sessizce kaldırıldı. Kararnameyle, doğal sit ve tabiat varlıklarıyla ilgili tüm yetkilerin yanısıra belediye il genel meclislerinin imar planlama yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın tasarrufuna verilirken, ÖÇK kurumu kapatıldı. TMMOB Başkanı Soğancı, Bakanlar Kurulu'nun, kararname ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na tüm ülkenin tapusunu istediği gibi kullanma yetkisi vermiştir dedi ve ekledi: "hiç kimse ama hiç kimse artık elindeki tapuya güvenmesin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE'NİN DOĞASI TOKİ ESKİ BAŞKANINA EMANET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Ağustos'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 'Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname' ile birlikte Türkiye'nin çevre, doğa ve kültür mirasının yönetimine ilişkin önemli değişiklikler yapıldı. Tartışmalara neden olan kararname ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki koruma kurullarının tabiat varlıklarıyla ilgili yetkileri ile il genel meclisleriyle belediyelerin tasarrufundaki imar planlama yetkileri yeni kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na geçerken, 1989 yılında kurulan Özel Çevre Koruma Kurumu (ÖÇK) kapatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOĞAL SİT YETKİSİ KORUMA KURULLARINDAN ALINDI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakanlar Kurulu'nca 8 Ağustos 2011 tarihinde karara bağlanan ve 17 Ağustos'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile birlikte koruma kurullarının 'tabiat varlıkları'na ilişkin yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na geçti. Kararnamenin 17. maddesine eklenen geçici 6. maddeye göre, "bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, doğal sit alanı ve tabiat varlığı olarak tespit ve tescil edilmiş alan ve varlıklara ilişkin her türlü belge, bu alan ve varlıkların statülerinin yeniden değerlendirilmesi için en geç altı ay içinde Bakanlığa devredilir" hükmü getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAKANA BAĞLI KOMİSYON SİT'LERİ YENİDEN TESPİT EDECEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı maddenin 3. fıkrasına göre de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından tespit edilecek uzmanlardan oluşan komisyonda yeniden tespit edilen doğal sit alanı ve tabiat varlıkları ile ilgili statüler, Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın onayı ile, yapı yasağı öngörülen statüler ise Bakanlar Kurulu'nca onaylandıktan sonra tescil edilecek. Bu alanlar ve varlıklar yeni statüsüne, ören yerleri ise mevcut statüsüne uygun koruma-kullanma esaslarına göre yetkili idarelerce yönetilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'TABİAT VARLIKLARI', MÜSTEŞERA BAĞLI GENEL MÜDÜR'E EMANET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararnamenin 51. maddesine eklenen geçici 4. madde ile de, 2863 sayılı kanuna yeni eklememeler yapıldı. Buna göre taşınır tabiat varlıkları hariç; tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak belirlenirken, ilgili işlemler bakanlık müsteşarı başkanlığında oluşturulan Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. İlgili genel müdürlüğün taşra teşkilatlanması ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı temsilcisinin başkanlığında oluşturulacak 'Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu' şeklinde olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİLLİ PARKLAIRN İŞLETMESİ ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞINDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararnamenin yayımlanmasından önceki tarihlerde ilan edilmiş olan milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları ve sulak alanlardaki kamuya ait alanların mevcut halleriyle yönetilmesine ve işletilmesine ilişkin iş ve işlemler ise Bakanlıkça onaylanan her tür ve ölçekteki çevre düzeni planı ile nazım ve uygulama imar planı kararlarına uygun olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nca yürütülecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖÇK KAPATILDI, TÜM YETKİLER ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞINDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararnamenin 15. maddesine eklenen ek 1. madde ile de 1989 yılında kurulan Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı (ÖÇK) kapatılarak kurumun tüm yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na devredildi. Kararnamede, ÖÇK'nın sorumluluğundaki tüm iş ve işlemler, "Bakan tarafından uygun görülen Çevre ve Şehircilik Bakanlığının birimlerince yürütülür" ifadelerine yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TMMOB BAŞKANI SOĞANCI: 'İKTİDARIN VEKİLLERİ DAHİ BİLGİ SAHİBİ DEĞİL'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyla ilgili açıklama yapan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, AKP'nin, seçimlerden önce çıkarttığı yetki yasasına dayanarak -ortada bir parlamento olmasına karşın- olağanüstü bir yönetim biçimi benimsemiş durumda olduğunu savundu. İktidar partisinin parlamenter sayısının, kanun yapma konusunda bir sıkıntı yaratmamasına karşın, TBMM'ye kanun teklifi sunmadan KHK'lerle kamusal varlıkların yok olmasına yol açacak düzenlemeler yapmakta ve kamu yönetimini değiştirmekte olduğunu öne süren Soğancı, "Bakanlar Kurulu dışında ülke kaderi üzerinde karar verecek ve karara katılacak yetkili, özerk bir kurum bırakmamaktadır. Muhalefet bir yana, İktidar Partisinin milletvekilleri dahi kurulan, lağvedilen; yetkilerle donatılan, yetkileri alınan kurum kuruluşların yeni yapıları konusunda bilgi sahibi değildir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAKANA OLAĞANÜSTÜ YETKİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğancı, "Toplumla paylaşılmayan, Bakanlar Kurulu'ndaki 26 kişinin kabul ettiği ve Cumhurbaşkanı'nın derhal onayladığı KHK'ler konusunda kim görüş bildirecek ve eleştirecek? Toplumun geleceği ve yönetim biçimi hükümetin iki dudağı arasında mı olacak? Bu yönetim biçimine kim demokrasi diyebilecek? 648 sayılı KHK, TBMM komisyonlarında bekleyen ya da Genel Kurula indirilmiş ancak görüşülmemiş kanun tekliflerini de içerecek biçimde genişletilerek yayınlanmıştır. Bu KHK ile 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Yasa, 3194 sayılı İmar Yasası, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu, 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 3234 sayılı Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun‘da değişiklikler yapılmıştır. Yapılan değişikliklerle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na yeni ve olağanüstü yetkiler devredilmiş ve tanınmıştır" ifadelerini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TMMOB'UN 'SAHİP ÇIKIN' ÇAĞRISI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararname'de yapılan değişikliklerle açıkça "Hiç kimse ama hiç kimse artık elindeki tapuya güvenmesin. Tapu, ister kamu kurum ve kuruluşunun, ister özel kişinin, isterse devletin hüküm ve tasarrufu altında olsun bu tapu ve araziler üzerinde istediği tasarrufu yapma yetkisi yalnızca ve yalnızca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndadır" denilmek istendiğini savunan Soğancı, yürürlüğe konulan düzenlemelerin kamu yararına olmadığının açık kanıtı olduğunu belirterek "Yaşadığımız süreç olağan değildir, ülkemizde olağan demokrasilerde yeri olmayan tersi bir süreç işlemektedir. Önceki dönem torba, bu dönem KHK ile halkın haberdar olması bir yana, ilgili kurum ve kuruluşların dikkatlerinden kaçırılarak, toplum ve ülkenin kaderi üzerinde etkide bulunabilecek önemli kararlar yasalaşmaktadır. Bütün bunlar, yasama meclisi üyelerinin dahi bilgisi dışında olup bitmektedir. TMMOB uyarıyor: İlgili kurumlar, kişiler, siyasi partiler, üniversiteler, yazar-çizerler, düşünenler bu uygulamalara karşı insanlığın ortak değerlerine sahip çıkan bir tutum almalıdırlar" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARTIK HİÇ KİMSE ELİNDEKİ TAPUSUNA GÜVENMESİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğancı, "hiç kimse ama hiç kimse artık elindeki tapuya güvenmesin. Tapu, ister kamu kurum ve kuruluşunun, ister özel kişinin, isterse devletin hüküm ve tasarrufu altında olsun bu tapu ve araziler üzerinde istediği tasarrufu yapma yetkisi yalnızca ve yalnızca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndadır" uyarısında bulunduğu açıklamasında ayrıca şu görüşlere yer verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YEREL YÖNETİMLER YETKİSİZ KILINIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harita, her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını, parselasyon planlarını ve değişikliklerini resen yapmak, yaptırmak, onaylamak, iki ay içinde yetkili idarelerce ruhsatlandırma yapılmaması halinde ruhsat ve yapı kullanma izni vermek; kamu ya da özel kişilere ait taşınmazlar üzerinde yapılacak yatırımlara ilişkin 3 ay içinde onaylanmayan etüt, çevre düzeni, nazım ve uygulama planları ya da ruhsatlandırma ve yapı kullanma izinlerini vermek şeklindeki yetkiler, aslında yerel yönetimleri yetkisiz kılmakla eşanlamlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEYFİ KULLANIMA AÇIK YETKİLER ENDİŞE YARATIYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;648 sayılı KHK ile depreme karşı dayanıksız yapıların bulunduğu alanların dönüşüm projelerini ve uygulamalarını yapmak ve yaptırmak; Toplu Konut Kanunu‘nun ek 7. maddesi çerçevesinde uygulama yapmak, yaptırmak, bu uygulamalara ilişkin kentsel dönüşüm, yenileme, transfer alanları geliştirmek, bu alanların her ölçekteki imar planı ve imar uygulamalarını, kentsel tasarım projelerini yapmak, yaptırmak ve onaylamak; bu çerçevede paylı mülkiyetleri ayırmak, birleştirmek, arsa ve arazi düzenlemeleri yapmak, imar hakkı transfer etmek, kamulaştırma ve gerektiğinde acele kamulaştırma yoluna gitmek; yapı ruhsatı ve yapı kullanma izinlerini vermek ve kat mülkiyeti ve tescilini sağlamak Bakanlığın yetkisine verilmiştir. Bu düzenlemelerle Belediyelerin yetkisinden ve özel mülkiyetin korunmasından söz edilemeyeceği açıktır. Keyfi kullanıma açık olan bu yetkilerin "oy verenle oy vermeyenin tabii ki aynı olmayacağını" beyan eden Bakanın keyfiyetine bırakılmasından endişe duymamak olanaklı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 AY SONRA SİT STATÜLERİ KALMAYACAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;863 sayılı Yasa‘nın değişikliği ile tabiat varlıkları diğer deyişle doğal sit alanları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na transfer edilmiş olup, "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü‘ ihdas edilmiş ve bu alanların yok edilmesinin önü açılmıştır. Artık, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgelerinin kullanma ve yapılaşmaya ilişkin kararları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nca verilecektir. Bu varlıkların statülerinin yeniden değerlendirilmesinin 6 ay içinde Bakanlığa devredileceği hükmü, 6 ay sonra bu statülerin kalmayacağının habercisidir. Yalnızca doğal sitler değil aynı zamanda doğal sitlerle kesişen arkeolojik, kültürel, kentsel ve tarihi sitler de tehlike altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARIM ARAZİLERİNİ BEKLEYEN TEHLİKE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köylerde yapılacak yapılara uygulanacak esaslarda, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu‘nun uygulanmaması, buralarda kurulacak yapılarda ruhsat ve imar planı aranmaması tarım arazilerini bekleyen tehlikelerin habercisidir. 3194 sayılı İmar Yasası‘na eklenen madde ile de mera, yaylak ve kışlaklar, 29 yıllığına kiralanıp yapılaşmaya açılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖZLEŞMELİ PERSONEL ÇALIŞTIRMA HÜKMÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki dönem TBMM Genel Kurulu‘na havale edilmiş Yapı Denetimi Hakkında Yasa Tasarısı bu KHK ile yürürlüğe girmiştir. Yapı denetçisi mühendis ve mimarları güvencesiz kılan, sorumluluğu ağır, ama bunun karşılığı hak ve yetkiyi vermeyen ve daha önce eleştirdiğimiz tasarı TBMM'de tartışılmadan sessiz sedasız dayatılmıştır. Bakanlar Kurulunca belirlenen projelerde çalıştırılacak personele 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırma hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkin düzenleme, idareye keyfi bir yetki tanımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;　&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-4319752679385512001?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/4319752679385512001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=4319752679385512001' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/4319752679385512001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/4319752679385512001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2011/08/turkiyenin-tapusu-hangi-bakanlga.html' title='Türkiye&apos;nin tapusu hangi bakanlığa verildi?'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-5941352911518003609</id><published>2011-08-24T08:16:00.006+02:00</published><updated>2011-08-24T08:45:17.292+02:00</updated><title type='text'>Gıda Egemenliği: Krize Avrupa’dan bir cevap</title><content type='html'>Krems-Avusturya-22 Ağustos 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 gündür yaşanan yoğun, ilham verici ve yapıcı değiş-tokuştan sonra, Nyeleni Avrupa 2011 Gıda Egemenliği Forumu dün sona erdi. Forum, ilk Avrupa Gıda Egemenliği Deklarasyonu’nu oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VN-UMpqj7rs/TlSdVQJ2M0I/AAAAAAAABDc/W-ttISsk3Cc/s1600/krems1.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 264px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-VN-UMpqj7rs/TlSdVQJ2M0I/AAAAAAAABDc/W-ttISsk3Cc/s400/krems1.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644309221441155906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivil toplumu ve sosyal hareketleri temsil eden 120′nin üzerinde örgüt ve birey, mevcut Avrupa politikalarınının ve küresel politikaların etkilerini tartıştı. Beraberce, Avrupa’da gıda egemenliğine ulaşmak için kapsamlı bir platform ve prensipler grubu oluşturdular. Forum, sorunları genelde gözardı edilen gençlerin, kadınların ve gıda üreticilerinin seslerinin önemini vurguladı. Bu deneyim çeşitliliği ve zenginliği, Nyeleni Avrupa 2011 Forumu’nun ortak bir çerçeve tanımlamasını ve demokrasi ve katılımcı süreçlere dayanan bir ortak eylem planı belirlemesini sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deklarasyon şöyle duyuruyor: “Toplumlarımızda daha geniş bir değişim yaratmanın ilk adımının gıda sistemimizi değiştirmek olduğuna inanıyoruz”. Forum delegeleri, gıda sistemini kendi ellerine almak için şunları yapmaya kararlı olduklarını belirledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Endüstriyel olmayan, küçük çiftçi tarımına, işlemesine ve alternatif bir dağılıma dayanan, ekolojik olarak sürdürülebilir ve sosyal olarak adil bir gıda üretim ve tüketim modeli için çalışmak.&lt;br /&gt;- Gıda dağıtım sistemini yerelleştirmek ve üreticiler ve tüketiciler arasındaki zinciri kısaltmak.&lt;br /&gt;- Özellikle gıda ve tarım alanında çalışma koşullarını ve sosyal koşulları iyileştirmek.&lt;br /&gt;- Ortak varlıkların (toprak, su, hava, geleneksel bilgi, tohum ve hayvanlar) kullanımı ve mirası hakkındaki karar alma mekanizmalarını demoratikleştirmek.&lt;br /&gt;- Bütün düzeylerdeki kamu politikalarının, kırsal bölgelerin canlılığını, gıda üreticileri için adil fiyatları ve herkes için güvenli, GDOsuz gıdayı garanti etmesini sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi volatilite, sosyal ve ekonomik kriz yaşanan günümüzde, NYELENI Gıda Egemenliği Forumu delegeleri, bütün halkların, Gıda Egemenliği’nin işaret ettiği gibi, insanlara ve değerli doğal kaynaklara zarar vermeden kendi gıda ve tarım politikalarını ve sistemlerini belirleme hakları olduğunun altını çizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden Avrupa’da hemen şimdi gıda egemenliği talep ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fXYQJZbv27c/TlSd5V3tTQI/AAAAAAAABDk/tu8vmHAw6Hw/s1600/krems2.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;width: 264px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-fXYQJZbv27c/TlSd5V3tTQI/AAAAAAAABDk/tu8vmHAw6Hw/s400/krems2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644309841450978562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deklarasyon metnini Nyeleni 2011 internet sitesinde bulabilirsiniz: www.nyelenieurope.net&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeviren : Ekin Kurtiç&lt;p style="font-family: arial;" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: arial;" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-5941352911518003609?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/5941352911518003609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=5941352911518003609' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5941352911518003609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5941352911518003609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2011/08/gda-egemenligi-krize-avrupadan-bir.html' title='Gıda Egemenliği: Krize Avrupa’dan bir cevap'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VN-UMpqj7rs/TlSdVQJ2M0I/AAAAAAAABDc/W-ttISsk3Cc/s72-c/krems1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8100146057158755102</id><published>2011-08-19T09:51:00.001+02:00</published><updated>2011-08-19T09:51:35.856+02:00</updated><title type='text'>Afrika'yı aç bırakan 'tarım emperyalizmi'</title><content type='html'>&lt;span&gt;&lt;br /&gt;Nasıl oluyor da Etiyopya, çok geniş tarım arazilerine sahip olmasına karşın, kıtlık sorunu yaşıyor? &lt;/span&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.toprakana.com.tr/resimler/extra/orjinal/8bbacdcca_africastarving.JPG" alt="" align="left" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Mısır ve tahıl ekili hektarlarca genişlikteki  tarım alanları yemyeşil bir manzara oluşturuyor. Bu ekili alanlar, ne  Avrupa’da ne de Amerika Birleşik Devletleri’nin batısında yer alıyor.  Tarlalar, çok sayıda insanın kıtlıkla karşı karşıya olduğu Etiyopya’da  bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkede tarım yapılabilecek yeterli arazi olmasına rağmen, insanlar açlık  çekiyor. Bu tarlalar ise yabancı yatırımcılar tarafından satın alınarak  veya kiralanarak, endüstriyel tarım için kullanılıyor. Bu uzmanlar  tarafından "tarım emperyalizmi" olarak adlandırılıyor. Etiyopya  hükümeti, bu şekilde döviz gelirlerinin ve tarım alanında teknik  bilgilerin artırılmasını ümit ediyor. Ülkedeki verimli tarım alanlarının  büyük bölümü hâlâ kullanılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Etiyopya'dan yabancı yatırımcılara avantajlar&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Etiyopya Tarım Bakanlığı'nın eski çalışanlarından, şu sıralar Bonn  Üniversitesi'nde araştırma yapan Dawit Tesfaye, Etiyopya'nın yabancı  yatırımcılar neden cazip bir ülke olduğunu şu sözlerle açıklıyor: “Bir  yatırımcı sadece ihracat yapmak için üretim yapıyorsa, beş yıl vergiden  muaf oluyor. Ama bir yatırımcı iç pazara yönelik üretim yapıyorsa, iki  veya üç yıl vergiden muaf tutuluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etiyopya hükümeti geçen yıl üç milyon hektar verimli tarım alanını  kiraya çıkardı. Afrika'nın birçok ülkesinde hükümetlerin, tarım  arazilerini yabancı yatırımcılara sattığı veya kiraladığı gözlemleniyor.  Büyük yatırımcılar, Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan ve Çin gibi  ülkelerden geliyor. Ağırlıklı olarak biyo-yakıt elde etmek ya da kendi  ülkelerindeki gıda ihtiyacını karşılamak üzere ekim yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarım ürünlerinin sadece bir bölümü Afrika'da piyasaya sürülüyor.  Washington Amerikan Üniversitesi'nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı  Deborah Braeutigam, ürünlerin Afrika piyasasında yer almasının, halka  büyük bir yararı olmadığını belirtiyor. Braeutigam, bunun nedenini  “Çinliler, örneğin Zambia'da yerel tarım piyasasına da yatırım yapıyor.  Ancak bu iç pazar için sorun yaratabilecek bir durum. Çünkü Çinliler,  kendi buğday, mısır ve büyük baş hayvanlarıyla Zambialı çiftçilerle  rekabet ediyor” sözleriyle açıklıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kıtlığın nedenleri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tarım alanlarının yabancı yatırımcılara kiralanması veya satılması,  Afrika Boynuzu'nda yaşanan kıtlığın nedenlerinden biri olarak görülüyor.  Kıtlıktan, Etiyopya, Somali, Kenya ve Cibutu'de yaklaşık 12 milyon kişi  etkileniyor. Almanya Başbakan Angela Merkel'in Afrika Danışmanı Günter  Nooke, kıtlığın farklı nedenleri olduğuna dikkat çekiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Afrika Boynuzu'ndaki kıtlığın nedenlerini anlamak kuşkusuz biraz zor.  İklim değişikliği ve aşırı hava koşulları nedeniyle kuraklık ve seller  yaşanabiliyor. Elbette başlıca sorunlardan biri de Somali. Devlet  sistemi çalışmıyor, ülkede hükümet yok. İnsanlar da, yiyecek ve  içecekleri kalmadığı zaman Kenya'nın kuzeyine veya Etiyopya'ya kaçıyor.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somali'den binlerce kişinin komşu ülkelerdeki mülteci kamplarını doldurması, bu ülkelerde de kıtlık tehlikesini artırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etiyopya Tarım Bakanlığı'nın eski çalışanı Dawit Tesfaye, Afrika  hükümetleri tarım politikalarını değiştirmezse, gelecek yıllarda durumun  daha da kötüleşmesinden kaygı duyuyor. Tesfaye, tarım alanlarının  yabancı yatırımcılara bir iki yıllığına değil, 80 veya 90 yıl gibi  oldukça uzun bir dönem için kiralandığına dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;© Deutsche Welle Türkçe &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8100146057158755102?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8100146057158755102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8100146057158755102' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8100146057158755102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8100146057158755102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2011/08/afrikay-ac-brakan-tarm-emperyalizmi.html' title='Afrika&apos;yı aç bırakan &apos;tarım emperyalizmi&apos;'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-837838576808151612</id><published>2011-06-28T07:34:00.001+02:00</published><updated>2011-06-28T07:34:35.848+02:00</updated><title type='text'>Bolivya'da Gıda Devrimi</title><content type='html'>&lt;div class="im"&gt;&lt;div&gt; &lt;h1&gt;Bolivya Cumhurbaşkanı Eva Morales, ülkesinin gıda güvenliğini garanti altına almaya yönelik bir yasayı onayladı.&lt;/h1&gt; &lt;/div&gt; &lt;div&gt; &lt;div&gt; &lt;/div&gt; Plan uyarınca tohum ve gübre üretecek kamu şirketleri kurulacak. Hükümet, biyoçeşitliliği koruma ve yabancı tohum şirketlerine bağımlılıktan kurtulmayı amaçlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılın başlarında, gıda sıkıntısı ve fiyatlardaki artış ülke çapında protestolara neden olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel gıda fiyatlarındaki artış, birçok Bolivyalıyı "quinoa" gibi geleneksel yiyecekleri yerine ucuz, ithal alternatiflere yöneltmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet 'Bolivyalıların nesiller boyu kendi kendilerini doyurabilmelerini sağlayacak gıda devrimi için" 10 yıl içinde yarım milyar dolarlık yatırım yapacak. Küçük çiftçilere cömert krediler sağlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolivya'da, patates ve mısır dahil binlerce çeşit ürün yetiştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Morales hükümeti, doğal ayıklanma yöntemiyle, genetik stoğunu geliştirmeyi amaçlıyor.&lt;/div&gt; &lt;h2&gt; &lt;/h2&gt; &lt;h2&gt;'GDO'lu tohum işgali'&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Hükümet, yerli ürünleri bozacağını söylediği genetik yapısı değiştirilmiş tohumların işgaline direneceğini vurguluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolivya'nın Birleşmiş Milletler'e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü FAO'daki temsilcisi Lisa Panades, yeni yasayı doğru yönde atılmış bir adım olarak niteledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panades, "Yasa gıda üretimini artıracak koşulların oluşturulmasını öngörüyor. Özellikle de zor durumdaki küçük çiftçiler arasında. Kuşkusuz bu yasa tek başına sorunları çözmeyecek. Ancak hükümetin desteğiyle, bu yasa tam olarak uygulanırsa, Bolivya'nın gıda bağımsızlığı garanti altına alacak mükemmel koşullar var" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolivya yakın bir zamana kadar gıda fiyatlarındaki küresel artıştan etkilenmemişti. Ancak şekerin fiyatı bu yılın başlarında iki katına çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek kesimlerde yaşayan bazı topluluklar, fiyatların artması nedeniyle tohumları yenen bir bitki olan geleneksel besinleri quinoa yerine pirinç ve makarnaya yönelmeye başladı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt; &lt;/p&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/06/110627_bolivia_food.shtml" target="_blank"&gt;http://www.bbc.co.uk/turkce/&lt;wbr&gt;haberler/2011/06/110627_&lt;wbr&gt;bolivia_food.shtml&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-837838576808151612?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/837838576808151612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=837838576808151612' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/837838576808151612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/837838576808151612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2011/06/bolivyada-gda-devrimi.html' title='Bolivya&apos;da Gıda Devrimi'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-9196375786764688154</id><published>2010-10-31T11:02:00.001+02:00</published><updated>2010-10-31T11:02:25.539+02:00</updated><title type='text'>UPOV’da  Şeffaflık ve Katılımcılık Konusunda Yeni Bir Dönem Başlıyor</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Calibri;"&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span&gt;Bitki  Çeşitliliğini Koruma Uluslararası Birliği (UPOV) 21 Ekim 2010 tarihinde  gerçekleştirdiği yıllık olağan oturumunda, sivil kurumlara ve çiftçi  organizasyonlarına gözlemci statüsü tanıma kararı aldı. UPOV’un bu  kararı, bundan sonra yürüteceği görüşmelerde şeffaflık ve katılımcılık  noktalarında yeni olasılıkları ima etti.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span&gt;21  Ekim 2010 tarihinde UPOV Konseyi, APBREBES’e ve European Coordinaton  Via Campesina (ECVC)’ya; Konseyi, İdare ve Hukuk Komitesi (CAJ), Teknik  Komite (TC) ve Teknik Çalışma Grupları’na (TWPs) gözlemci statüsü tanıma  konusunda anlaşmaya vardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;UPOV merkezi  Cenevre, İsviçre’de bulunan devletlerarası bir organizayon. Bitki  çeşitliliğinin korunmasıyla ilgili uluslararası kuralları belirlediği  için&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;gıda güvenliği, biyoçeşitlilik ve çiftçi hakları konularında belirleyicidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;“Çiftçiler,  UPOV’un fikri mülkiyet hakları sistemine dayalı olarak koruma altına  alınmış tohumların başlıca kullanıcıları. Bundan dolayı bizler ECVC’ye  gözlemci olma hakkı tanıyan UPOV üyelerine teşekkür ederiz. Böylelikle  çiftçiler UPOV’da neler olup bittiğiyle ilgili bilgilenme ve gözlemci  olma hakkına kavuşmuşlardır.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span&gt; Josie Riffaud, ECVC  Bioçeşitlilik, Tohum ve Çevre sorumlusu. Bu kuruluş 16 Avrupa ülkesinden  24 çiftçi kuruluşu ve 200.000 üreticiyi temsil etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;“UPOV’a  katılımımız , UPOV’un perspektifini genişleterek çiftçi hakları ve  genetik kaynakların sürdürülebilir kullanımı konularında farkındalık  yaratabileceğimizi &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ve bitki çeşitliliğinin korunmasıyla ilgili dengeli bir yaklaşım sağlanmasına olanak tanıyacağını umuyoruz.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span&gt; Francois Meienberg, Bern Deklarasyonu, APBREBES Kurucu Üyesi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;“UPOV’un  ECVC ve APBREBES’e gözlemci statüsü tanıma kararı, devletlerarası  organizasyonların örneğin Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Organizasyonu’nda  (WIPO) olduğu gibi, şeffaflığı ve katılımcılığı artırma eğilimi ile  aynı çizgide değerlendirilmelidir. Bu karar UPOV’un daha fazla  katılımcılık &lt;span&gt; &lt;/span&gt;ve daha fazla şeffaflık yolunda attığı ilk adım olarak görülmelidir. UPOV’la kurulacak yapıcı işbirliğini dörtgözle bekliyoruz.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span&gt; Sangeeta Shashikant, Üçüncü Dünya İletişim Ağı (APBREBES)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;UPOV’un başlıca  karar verme organı olan Danışma Komitesi’ne gözlemciliğe izin  verilmiyor. UPOV’un resmi web sitesinden kamuoyuna organizasyonun  sınırlı sayıda belgeleri duyuruluyor. Web sitede belgelerin önemli bir  kısmına erişim&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;şifrelerle sağlanıyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Ek bilgi:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;ECVC Via  Campesina’nın bir üyesi. Köylülerin, küçük ve orta ölçekli üreticilerin,  topraksızların, köylü kadınların, yerli halkların, köylü gençliğin ve  tarım işçilerinin uluslararası ölçekli en büyük hareketi. ECVC tüm  Avrupa’dan katılan 24 çiftçi ve tarım işçileri birliğinden oluşuyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;APBREBES, bitki çeşitleri ıslahı ve UPOV mevzuatı konusunda çalışan organizasyonlar tarafından kurulmuştur. APREBES, &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Berne  Declaration (Switzerland); Center for International Environmental Law  (USA); Community Technology Development Trust (Zimbabwe); Development  Fund (Norway); Local Initiatives for Biodiversity, Research and  Development (Nepal); Searice - The Southeast Asia Regional Initiative  for Community Empowerment (Philippines); and Third World Network  (Malaysia)’den oluşmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Daha fazla bilgi için:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Josie Riffaud&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;ECVC Koordinasyon Komitesi Üyesi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Tel: 0033 6 13 10 52 91&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 10pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;François Meienberg&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Bern Deklarasyonu (APBREBES)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;div style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Email: &lt;/span&gt;&lt;span&gt;food&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="color: gray;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;@&lt;a href="http://evb.ch/" target="_blank"&gt;evb.ch&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  &lt;div style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Sangeeta &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Shashikant&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  &lt;p style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Üçüncü Dünya İletişim Ağı (APBREBES)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;Email: &lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;a href="mailto:Sangeeta@thirdworldnetwork.net" target="_blank"&gt;Sangeeta@thirdworldnetwork.net&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-9196375786764688154?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/9196375786764688154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=9196375786764688154' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/9196375786764688154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/9196375786764688154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2010/10/upovda-seffaflk-ve-katlmclk-konusunda.html' title='UPOV’da  Şeffaflık ve Katılımcılık Konusunda Yeni Bir Dönem Başlıyor'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-7565009100786381609</id><published>2010-10-04T20:27:00.000+02:00</published><updated>2010-10-04T20:28:18.318+02:00</updated><title type='text'>Loç Vadisine HES</title><content type='html'>&lt;table nowrap="" class="text1" width="500" border="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="padding-left: 15px; padding-right: 10px;"&gt;&lt;span class="text1"&gt;&lt;p&gt;Cide  Loç Vadisi, aynı zamanda Küre Dağları Milli Park alanı içinde yer  almaktadır. Devrekâni de dâhil edildiğinde üç ilçemizi birden  ilgilendiren bu alanda, Hidro Elektrik Santrali yapımı ile ilgili bir  çalışma yürütüldüğü artık hepimizin bilgisi dâhilinde olan bir konu.  Vadi, doğa harikası ve gerçekten Türkiye’nin en bakir bölgelerinden  birisi. Valla Kanyonu, Maylas Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Kılıçlı  Mağarası ve uçsuz bucaksız dağlar, Loç vadisinin etrafında birer kale  niteliğinde duruyor...  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Enerji severler ise elektriksiz kalma korkusu yaşıyor olmalılar ki,  böyle bir projeyi tüm ülke genelinde görmeyi hedefliyorlar. Sırf  elektrik üretmek adına doğanın dokusu bozulmaya değiyor mu, bu  tartışmalı bir husus. Fizibilitesi yapılırken neler hesaba katıldı, bunu  bilmekten de yoksunuz. Ancak bir gerçek var ki oda; güzelim akarsuları  yok etmek konusundaki kararlılık gözden kaçmıyor! Demek koca koca, dev  akarsuların ve denizlerin ülkesi olan Türkiye’mizde elektrik  üretebilecek yer bulunamamış olmalı ki, sıra küçük derelerdeki su  kaynaklarını değerlendirmeye gelmiş!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Loç Vadisinde Elektrik Santrali yapımı için izin aldığını belirten  ilgili şirketin çalışmalara başlaması üzerine, bölgede kaygı verici bir  hareketlilik gözlemlenmekte. Böyle giderse istenmeyen birçok olay  yaşanacağa benziyor. Halkın bize göre haklı, kimilerine göre haksız  feryadı ise belki de güvenlik güçlerinin refakatinde susacak. Bölgeden  yankılanan hayat mücadelesinin aksı duyulmayacak. Biz yıllarca  devletimizin sosyal yönünden kastedilen mananın, özel bir anlamı  olduğunu düşünüyorduk. Lakin çoğunluğun isteği veya mali gücün  hegemonyası sosyal anlayışlara da farklı manada ket vuruyor anlaşılan…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Konunun yargıya taşındığını bilmeyenimiz yok. Hukuk devletlerinde  yargıya intikal eden konular, bir karara bağlanmadan icraat  yapılamayacağını bilenlerdeniz. Ancak ilgili şirketin çalışmalarını  aralıksız sürdürmesi ve hukuki sonucu beklemeden Loç da dev makinelerle  ortalığı talan etmesine kim dur diyecek, bu sorunun cevabı meçhul!  Bağımsız yargı böyle önemli bir konuda süreci uzatmadan daha hızlı karar  veremez mi? Zira her geçen gün, bölgedeki ağaç ve doğa katliamının  genişlemesi büyük bir vebal olarak sorumluların omuzlarında asılı  durmaktadır.  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kamuoyunun HES’ lerin doğayı öldürdüğü, bunların yapılmaması ve Loç  gibi bölgelerin yok olmaması için verdiği destek açıklamalarına, yürütme  organı yetkililerinden gelen cevapları, bir kararlılık olarak mı  değerlendirmeliyiz bilemiyorum. Sanatçıların Loç desteğine; “Siz bu işe  burnunuzu sokmayın” diyerek ihtar eden siyasilerin tutumunda bölge  halkının kendilerine verdiği oy oranları etkili midir acaba? Ya da  soruyu madalyonun öbür yüzünü çevirip soralım isterseniz. Muhalefet  vekilinin bölgeye gitmemesinden şikâyet edenler açısından konuya  yaklaşalım.  Muhalefet Loça neden gitmiyor? Seçim ve referandum  sonuçlarının muhalefet üzerinde; HES’ler de dâhil olmak üzere, iktidar  icraatlarının halk tarafından tasvip edildiği gibi bir çıkarım yapıldığı  sonucuna varılabilir mi? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ne dersiniz? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sizce de çelişik bir durum değil mi? Nasıl bir kazanç ya da nasıl bir kayıp, doğrusu manidar bir tablo…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Loç  Vadisinin ölmesi demek, bölgede hayatını sürdüren insanlığında ölmesi  demek anlamına gelmiyor mu? Sizin o bölgede öldürdüğünüz doğa ve  insanlık vicdanı, yeniden nasıl diriltilebilir. Böyle doğal akışında  kurulu bir düzeni, tekrar kurmak isteseniz acaba kaç yılda  oluşturabilirsiniz ki? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Boşuna mı demiş büyüklerimiz; “ Parayla saadet olmaz” diye. Acaba  buradan üretilecek elektrikle nereler aydınlanacak. Ürettiğiniz elektrik  ve satacağınız su ile dünyasını kararttığınız insanların yüreklerine su  serpilebilecek mi? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Küçük dereciklerden elde edilen sular, dağların tepesinde oluşturulan  barajlara taşınacak ve oradan aşağı bırakılan sularla elektrik  üretilecek. Ne ala! Sanki çok ucuz bir maliyet bu. Bunun için bile dünya  kadar elektrik harcanacağı muhakkak değil mi? Belki de kendi üretimi  için harcayacağı elektriği bile üretmekten aciz bir işlem için, bu kadar  doğa katliamının adını kim nasıl koyuyor anlaşılabilir değil! &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ya sonrası? Elbette firmalar açısından asıl kazanç, belki de işlem  sonrasında elde edilecek. Loç suyunun vadideki arazi sahiplerine para  ile satılacak olması bölge halkının bir başka handikabı olacaktır. Böyle  bir garabetle de sınırlı kalmayacak Loç’un kaderi. Doğabilecek  sıkıntıları anlatmak için bir köşe yazısının yeterli olmayacağı da  malum…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kastamonu ekosisteminin tam orta yerine saplanan bir hançer gibidir  Loç vadisine giren iş makinelerinin konumu. Şayet sahip çıkılmazsa  Loç’a, alınırsa derelerin canı; kuruttuğunuz dere yataklarından istifade  eden insanların ahı değildir sadece sizin yakanızı bırakmayacak olan.  Oradaki tüm canlı hayatının âhı, uykularınızda dahi sizi rahatsız  bırakmayan kâbusunuz olacaktır muhakkak. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sormak isterim Kastamonu’nun etkili ve yetkililerine;  orada bulunan  boşluğu nasıl doldurmayı düşünüyorsunuz? Bırakın doğanın oluşturduğu  boşluğu doldurmayı, ekonomik anlamda gelir dengeleri alt-üst edilmiş  insanların hayatlarında meydana gelen maddi, manevi ve psikolojik  boşluğu neyle ikame etmeyi düşünüyorsunuz?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gerek genel seçimlerde, gerekse son referandumda bir kez daha ispat  etmedi mi Kastamonu halkı hükümete bağlılığını? Seçtiklerine verdiği  desteğin halen devam ettiğini bir kez daha göstermediler mi? Yani  Kastamonulular görevlerini yapmadılar mı bu konuda? Peki, yetkililerimiz  ne zaman devreye girecekler Kastamonu’nun Loç Vadisi gibi önemli olan  bu ve benzeri türden sorunlarıyla ilgili olarak. Yoksa “biz herkesi  kucaklıyoruz, bu halkın içinden yine bu halk için çıktık,  sizler için  varız” diyen bizim yöneticilerimiz ve temsilcilerimizin yoğunlukları,  böylesi elzem bir konunun çok mu üzerindedir…&lt;/p&gt; &lt;p&gt; Neden şöhret olmuş isimleri Loç Vadisindeki insanlarımızın arasında  göremiyoruz. Bu halkın içinden çıkınca, tekrar halkın arasına dönmek bu  kadar zor mu? &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;                      &lt;/td&gt;                   &lt;/tr&gt;                   &lt;tr class="TEXT1" height="5px"&gt;             &lt;td style="padding-left: 15px;"&gt;           &lt;span style="color:#003976;"&gt;       01.10.2010                         &lt;/span&gt;          &lt;/td&gt;                   &lt;/tr&gt;            &lt;tr&gt;                       &lt;td align="left"&gt;                       &lt;a class="dhaber5" style="text-decoration: none; padding-left: 15px;" href="mailto:davutzat1@gmail.com"&gt;Davut ZAT                       &lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-7565009100786381609?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/7565009100786381609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=7565009100786381609' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/7565009100786381609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/7565009100786381609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2010/10/loc-vadisine-hes_04.html' title='Loç Vadisine HES'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8781323865764091489</id><published>2010-02-01T08:33:00.001+02:00</published><updated>2010-02-01T08:33:56.526+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center; text-indent: 9pt;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span&gt;ULUKIŞLA KÖYLERİ’NDEN, SİYANÜRLÜ ALTIN MADENCİSİ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center; text-indent: 9pt;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span&gt;AYDIN DOĞAN VE NECATİ KURMEL’E AÇIK MEKTUP&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt;Baylar, bir süredir Ulukışla’da satın aldığınız altın madenini işletmek için adamlarınızla topraklarımıza girmek istiyorsunuz. Köylerimizin sulama göletinin bulunduğu alanla birlikte şimdide meralarımız ve ormanlarımızı satın almak için günlerdir adamlarınız köylerimizde türlü fesatlar çeviriyor. Biliyorsunuz ki, bu coğrafya İpek Yolu üzerindedir; derin ve sarp vadilerle örülüdür. Binlerce insan uygarlığı gelip geçmiş ve milyonlarca canlı yaşamıştır. Köylerimizde insanlarımız kışın sert ve soğuk geçtiğini bilir, soğuğa karşı nasıl direnmesi gerektiğini de. Kurdunu, kuşunu tanırız bu coğrafyanın, uçan kuşun kanat çırpışından anlarız dostu düşmanı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt;Aylar önce sizlere “köylerimize gelmeyin” dedik. Israr ettiniz. “Hayır, bu madeni işleteceğiz” dediniz. Sularımıza göz diktiniz. Şirketinizin yaptırdığı analizlerde yüzde on beş arsenikli çıktı bile suyumuz. Köylülerimiz tedirgin. Bolkar Derelerine akan karın içine  kir bulaşmaya başladı. Derenin suyunu satın alan Hayat ve Tekir Su sessiz. Onların gidecek yeri vardır. Ama bizlerin gidecek yeri yok. Atalarımız bu köylerde öldü. Bu köylerde kiraz topladı, ata bindi, çift sürdü. Bu topraklardan sevdi, evlendi, çocuk yaptı, everdi. Ceviz ağaçlarını bu sularla suladı. Almak istediğiniz sadece suyumuz değil. Geçmişimizi ve atalarımızın ruhlarını da istiyorsunuz. Kemiklerimiz sizlerin kepçelerinin ucunda rahmet ve merhamet dilenmeyecek bunu bilin. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt;Köylerimize günlerdir jandarma eşliğinde gönderdiğiniz görevliler, köylerimizin geleceğini satın almak için topraklarımızı ölçmek istiyor. Amaçları 400 dönüm daha toprak satın almak. Eşeklerin geçtiği yoldan geçerek gelmenize gerek yok Baylar. Doğrudan çıkın köylerimize gelin. Adamlarınızı göndermeyin. Düşmanımızı yakından tanımak istiyoruz. Size söyleyecek sözümüz var. Tabi varsa cesaretiniz gelin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt;Baylar, size toprak satacak analar daha çocuklarını doğurmadı. Böyle bir çocuk da bu coğrafyada barınamaz. Adamınız olan Sadettin Sakatoğlu adlı Maden mühendisleri Odası Adana Şube başkanı topraklarımızı birbirine katıyor. Kendisini önce size, sonra yargıya şikâyet ediyoruz. Köylerimizi satın almaya teşebbüs ederek, halkın değerlerini satın almak istiyorsunuz. Bu coğrafyada yaşanacak tüm olumsuz gelişmelerden adamlarınız ve sizler sorumlu olacaksınız. Bu hafta yeniden ölçüme gelecekler. Geçen hafta biliyorsunuz yine gelmiştiniz. Köylülerimizi dövmeye kalktınız. Ama sokmadık sizleri. Jandarma eşliğinde yine geleceksiniz, daha kalabalık geleceksiniz. Haydi deneyin. Kaybedecek çok şeyiniz var.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt; Oysaki biz misafirperver bir ilçeyiz. Dostlarımızı severiz. Ama düşmanlık yapanların başına ipek yolunda ne geleceğini dosta düşmanda gösteririz. Bu toprakları satın alamayacaklarını bilirler. Bilirler ki bir halkın bedduasını almak, vergi borçlarınızdan daha ağır veballer yükler. Vicdan sahipleri bedduanın ne olduğunu bilir. Biz biliyoruz ki, ipek yolunun bu yakasından haramiler geçmek istiyor. Her yeri talan etmek, dağlamak, hayvanlarımızı, topraklarımızı ve insanlığımızı yok etmek istiyor. Bu hafta yine geleceksiniz. Uyarıyoruz. Gelmeyin. Haramiler tankla, topla, tüfekle gelecekse eğer, bizler kiraz ile, elma ile, su ile ,toprak ile direneceğiz. Biliyoruz siz yapmazsanız başkası yapmak isteyecek bu işi. Pazarlığınız büyük. Altını topraktan çıkartıp, tüm yaşamlarımızı yok edecek gücünüz olduğunu düşünüyorsunuz. Medyanız var. Patronlarınız, bürokratlarınız, topunuz, tüfeğiniz.  Bize savaş ilan ettiniz, ama siz kaybedeceksiniz. Bu sefer uçan halılar da yapsanız, vergi borçlarınızı da ödeseniz, ellerimiz iki yakanızda olacak. Cehennem ateşiniz, ekmeğimizin sıcağından besleniyor. Siz ya bizim cennetimizden ellerinizi çekersiniz ya da ellerimizde cehenneminizin ateşini körüklersiniz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt;Desteklediğimiz tekel işçileri ne öğretti bize biliyor musunuz: Ölmek Var Dönmek Yok. Haydi Gelin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 9pt;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span&gt;Ulukışla Altın Madenine Karşı Direniş Komiteleri &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8781323865764091489?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8781323865764091489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8781323865764091489' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8781323865764091489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8781323865764091489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2010/02/ulukisla-koylerinden-siyanurlu-altin.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-2294493675268083545</id><published>2009-10-06T12:07:00.003+02:00</published><updated>2009-10-06T12:11:32.258+02:00</updated><title type='text'>Genetik gıdaya haramdır fetvası arayanlar</title><content type='html'>Yurtsan Atakan&lt;br /&gt;5 Ekim 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/2009/10/06/yazar/14618/yurtsan_atakan/genetik_gidaya_haramdir_fetvasi_arayanlar.html"&gt;http://www.aksam.com.tr/2009/10/06/yazar/14618/yurtsan_atakan/genetik_gidaya_haramdir_fetvasi_arayanlar.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyu ve medya tarafından sorgusuz sualsiz, ezbere doğruluğuna inanılan kimi çevreci mitlerle ilgili madalyonun diğer yüzünü aktardığım yazımın ardından gelen olumlu, olumsuz tepkilerden biri de 'Slow Food'culardan geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Slow Food, Carlo Petrini tarafından 1980'li yıllarda İtalya'da başlatılmış ve zamanla dünyanın çeşitli ülkelerinde organize olmuş bir hareket. Temel amacı 'fast food' kültürüyle savaşmak olsa da, yöresel üreticiliği önplana çıkartan felsefesinin doğal sonucu olarak genetiği değiştirilmiş gıda ürünlere de karşı bir duruşu var.&lt;br /&gt;Geçen hafta, çevre bilinci olanların genetik gıdalara da ezbere karşı çıkmaması gerektiğini; genetiğiyle oynanarak çevreye daha az karbon salan ürünlerin geliştirilebileceğini; örneğin genetiğiyle oynanmış pirinçle, atmosfere yılda 50 milyon ton daha az karbon salınabileceğini yazınca, kendilerince haklı nedenlerle itiraz ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya'daki Slow Food, bazı fikirlerine katılmasam da sempatiyle takip ettiğim bir hareket olduğundan Türkiye'deki kollarının neler yaptığını merak edip, bu kollardan birinin liderinin gönderdiği davete de uyarak İnternet'teki tartışma gruplarına katıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çok başarılı çalışmaları var. Amacım bu başarılarına gölge düşürmek değil ama tartışma listelerindeki mesajlarda rastladığım bir eylemleri öylesine yanlış ki, eleştirmemek mümkün değil.&lt;br /&gt;Genetik gıdaya karşı açtıkları savaşta Diyanet İşleri'ne başvurarak GDO'ları yasaklatacak bir fetva almaya çalışmışlar. Diyanet'ten bekledikleri fetvayı alamayınca da çeşitli din adamlarının peşine düşmüşler. GDO'larla olan savaşlarında bilim yerine dini inançlardan medet ummaları komik ve uzun vadede tehlikeleri olan bir eylem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim, ulema yarın kalktı GDO'lar haramdır diye fetva verdi ve Slow Food'cular da alkışladılar. Yarın aynı ulema kalkıp 'helal sertifikası' olmayan her türlü besin maddesi haramdır diye fetva vermeye kalkarsa ne yapacaklar, yine alkışlayacaklar mı? Helal sertifikası vermekten rant kazananlara aferin mi diyecekler? Yarının bu ulemasından, bugün haram fermanı dilenmek, ulemanın 'helal gıda' rantını bugünden meşrulaştırmak demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yazıma gelen olumlu tepkilerden biri ise Sabancı Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü'nde kurulan GDO Bilgi Platformu'ndan geldi. Prof. Selim Çetiner gözetiminde hazırlanan İnternet sitesinde GDO ile ilgili boş inançların bilimsel yanıtları veriliyor. Gücünü fetvadan değil bilimden alan bu bilgiler arasında bakın neler var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddia: Transgenik ürünler insan sağlığına zararlıdır.&lt;br /&gt;Gerçek: AB üyesi 13 ülkeden 65 bilim adamının katılımıyla yürütülen ve 3.5 yıl süren ENTRANSFOOD projesi, halen üretilip tüketilmekte olan genetiği değiştirilmiş ürünlerin insan sağlığı açısından en az klasik yöntemlerle elde edilen ürünler kadar güvenli olduğunu ortaya koymuştur. (Konig ve ark., 2004; Kuiper ve ark., 2004).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddia: Transgenik ürünler alerji yapar.&lt;br /&gt;Gerçek: Piyasada bulunan hiç bir ürün transgenik içeriği nedeniyle alerjik değildir. Tüm transgenik ürünler piyasaya sürülmeden önce olası alerjik etkilerinin önlenmesi için kapsamlı analizlerden geçmektedir. (Konig ve ark., 2004).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddia: AB ülkelerinde GDO'lu ürünler yasaktır.&lt;br /&gt;Gerçek: Tamamen bilim adamlarından oluşan Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, GDO'lu ürünlerin bilimsel esaslara dayalı risk değerlendirmesini yapmakla da görevlendirilmiştir. AB'de 1990 yılından bu yana 20 kadar GDO'lu ürüne, üretim ve yem veya gıda olarak tüketim izni verilmiştir (EFSA).&lt;br /&gt;Madalyonun GDO yanlısı yüzü için www.gdobilgiplatformu.net, GDO karşıtı yüzü için ise www.gdoyahayir.org adreslerini ziyaret edebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-2294493675268083545?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/2294493675268083545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=2294493675268083545' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/2294493675268083545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/2294493675268083545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2009/10/httpwww.html' title='Genetik gıdaya haramdır fetvası arayanlar'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-1348445538671335</id><published>2009-07-17T21:42:00.003+03:00</published><updated>2009-07-17T21:43:40.213+03:00</updated><title type='text'>Toprak Dede isyan etti: 'Ölüm en büyük çare!'</title><content type='html'>&lt;div  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;div&gt;  &lt;p&gt;TEMA Vakfı Kurucusu ve Onursal Başkanı Hayrettin Karaca Türkiye'de  iktidarların ABD'ye bağımlı olduklarından ve devlet yetkililerinin çevre ve  tarım konularındaki uyarılarını dikkate almamasına isyan ederek, "Ölüm en büyük  çare ölüm! Bundan kurtulmak istiyorum, çekemeyeceğim artık. Şu heyecanıma şu  üzüntüme tahammül edemiyorum. Anlatamıyorum yahu Hayrettin beceriksiz adam,  becerisi olsaydı anlatırdı bugüne kadar! Anlatamıyorum bunu" dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://mail.google.com/mail/?ui=2&amp;amp;ik=696ef89a81&amp;amp;view=att&amp;amp;th=12289f223291f2b1&amp;amp;attid=0.1&amp;amp;disp=emb&amp;amp;zw" align="right" border="0" /&gt;  &lt;div&gt; &lt;p&gt;Köylünün derdinin bilinmesi için onlarla beraber yaşamanın önemine değinen  TEMA Vakfı Kurucusu ve Onursal Başkanı &lt;strong&gt;Hayrettin Karaca ‘‘Aç benim  ulusum aç! Köylüm aç! Ben Türkiye’yi 340 bin kilometre geziyorum yatmadığım  çadır yok. Yatmadığım kahve peykesi yok. Tanrı misafiri olmadığım köy ve kasaba  evi yok. Ben halkın içindeyim. Ben derdi biliyorum. Toplumsal barış topraktan  gelecektir’’ &lt;/strong&gt;ifadesini kullandı. 20 dönüm toprakla bir köyün  geçinebileceğini ve o köydekilerin çocuklarını okutabileceğini belirten  Hayrettin Karaca, &lt;strong&gt;‘‘Bunlar Türkiye’de var. Gidin görün 20 dönüm toprak.  Ama bunu toprağın verimini koruyarak yapacaksın. Sen toprağın canını alırsan,  toprak sana bir şey vermez’’ &lt;/strong&gt;diye konuştu. Türkiye’de bugün erozyon  denen dertle devletin uğraşmadığını söyleyen Karaca, &lt;strong&gt;‘‘Devletin  uğraşacağı da yok. Evet erozyonla uğraşan orman bakanlığı var ama  yetmez’’&lt;/strong&gt; dedi. Kurucusu olduğu TEMA Vakfı ve Türkiye'de yaşanan tarım  ve çevre sorunlarına ilişkin Cumhuriyet Haber Portalı'nın sorularını yanıtlayan  &lt;strong&gt;‘‘Toprak Dede’’ &lt;/strong&gt;Hayrettin Karaca'nın verdiği yanıtlar  şöyle:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;- Tema'nın kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK:&lt;/strong&gt; Çok uzun bir konu ama özetleyerek anlatayım. Ben Orman  Fakültesi'ne gidip geliyorum 1974'ten bu yana o arada &lt;strong&gt;Vehbi Koç&lt;/strong&gt;  bir ağaçlandırma vakfı kurmak istiyor. Koç, &lt;strong&gt;‘Ben ömrümün içinde bazı  hizmetler yaptım ama bir de ağaçlandırma vakfı son olarak bunu yapmak  istiyorum’&lt;/strong&gt; diyor. Orman Fakültesi'nden hocaları topluyorlar onlardan  bilgi alacaklar nasıl böyle bir ağaçlandırma vakfı kuracaklarını öğrenmek için.  Hocalardan bir kaçı Türkiye'de ormanlarla uğraşan birisi daha var, Hayrettin  Karaca onu da dinle diyorlar ve Hayrettin'i çağırıyorlar ve Hayrettin de gidiyor  oraya. Bakıyorum ki Vehbi Bey'in istediği şu: Devlet arazi verecek, devlet kavak  ağaçları verecek. Onlar dikilecek ve vakıf oradan bir gelir elde edecek, yine  devlet ağaç verecek, vakıfta büyüyecek. Ve Türkiye ağaçlandırılacak. Devlet  arazi verecek, devlet ağaç verecek zaten kavak yapılıyor burada ticareti de  yapılıyor. Ben dilim döndüğü kadar ormanı anlatmaya gayret ettim. Ormancılığı  anlatıyorlardı ona ama bende bildiğim şekilde anlattım. Vehbi Bey ne şekilde  algılarsa o beni ilgilendirmiyor. Ben bildiğimden şaşmam, açıkça söylüyorum:  &lt;strong&gt;‘Sayın Vehbi Bey senin yaptığın ticarettir. Ticaret yapmak istiyorsun  senin bu yaptığın vakıf değildir. Devlet sana arazi verecek, devlet sana ağaç  verecek. Peki vakıf ne yapacak. Buradakini satacak yine de vakfa gelir olacak.  Peki vakıf ne yapsın?’ &lt;/strong&gt;Vehbi Bey, &lt;strong&gt;‘Ağaçlandırma  yapacak’&lt;/strong&gt; yanıtını verdi. O ağaçlandırma kavak dedim, ticareti yapılan  bir şeydir. Sonra anlattım. &lt;strong&gt;‘Peki sen bunları bana yaz bakalım’  &lt;/strong&gt;dedi. Onları yazdık. Ben mektubu gönderdim. Aradan 5 - 6 sene geçti  Vehbi Bey beni aramadı. Biz &lt;strong&gt;Nihat Gökyiğit &lt;/strong&gt;ile aynı apartmanda  oturuyoruz altlı üstlü. Bir komşu muhabbetimiz vardı, birbirimizi sevdik. Bir  gün Nihat bana &lt;strong&gt;‘Vehbi Bey ağaçlandırma vakfı kurmak istiyor. Bana öyle  bir şey söyledi benden yardım istiyor’ &lt;/strong&gt;dedi. &lt;strong&gt;‘Ben zaten  söyleyeceklerimi Vehbi Bey'e söyledim yazdım gönderdim geçti’&lt;/strong&gt; yanıtını  verdim. Nihat, &lt;strong&gt;‘Böyle bir şey var gel gidelim’ &lt;/strong&gt;dedi. Vehbi  Bey'e gittik konuştuk. Ben yine aynı şeyleri söyledim Vehbi Bey'e. Ben bunu size  yazmıştım deyince, Vehbi Bey, &lt;strong&gt;‘Yazdın da öyle oldu böyle oldu. Sen  bunları bana tekrardan yazar mısın?’ &lt;/strong&gt;cevabını verdi. Ben Sayın Vehbi  Koç, Sayın Nihat Gökyiğit ikisine müştereken bunu yazdım. Onu Vehbi Bey okuyor  fakat yine de kafası yatmıyor. Onun derdi ağaç dikmek. Güzel de ağaçlandırma  ayrı bir şey orman farklı bir şey. 10 ağaç diken herkes, &lt;strong&gt;‘Benim de  ormanım var’ &lt;/strong&gt;diyor. Orman bir ekosistemdir, ağaç değildir onu  anlatamıyorum. Sonunda ben dialarla anlatma kararı verdim. Benim Türkiye'de  çektiğim 56 bin diam var 1965'ten bu yana ben şimdi onları tasnif etmeye  başladım. 6 -7 bine indireceğim. Onları sayfama koyacağım ki herkes yararlansın.  Ben dialarımı göstermeye başladım Vehbi Bey'e 300 dia hazırlamıştım. Vehbi Bey,  15 - 20 tanede &lt;strong&gt;‘Tamam tamam ben beğendim bu işi, gidin vakfı  kurun’&lt;/strong&gt; dedi. İşte TEMA'nın kuruluşu bu şekilde oldu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'Okumamak Cumhuriyet'e ihanettir’&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;- Bize TEMA üyelerinden bahseder misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK: &lt;/strong&gt;Sana öncelikle &lt;strong&gt;‘Yavru TEMA’&lt;/strong&gt;dan  bahsedeyim. Bugün Yavru TEMA'lar hızla çoğalıyorlar inanın. Topluma  sesleniyorum. Türkiye'nin geleceğinden son derece huzurlu ve mutluyum. Cin gibi  canavar gibi çocuklar yetişiyor ama şu cümleyi bilerek kullanıyorum. Her şeye  rağmen diyorum anlayın! Her şeye rağmen canavar gibi, pırlanta gibi çocuklar  geliyor. Hiç şüpheniz olmasın. Bunlar &lt;strong&gt;‘Genç TEMA’&lt;/strong&gt; oluyorlar.  Liselere ve üniversitelere gidiyorlar. Bunları biz kurduk ama durup dururken  birileri çıktı &lt;strong&gt;‘Mezun TEMA’&lt;/strong&gt; diye bir şey kurdular.  Üniversiteden mezun olduktan sonra Mezun TEMA'yı kurdular. Bunlar değişik  mesleklerden aralarında doktoru var, muhasebecisi var. İşte devlette görev  almışı var araştırmacısı var, üniversitede hoca olarak kalmışları var. Var da  var. Bunlar TEMA virüsünü almışlar. &lt;strong&gt;‘Neden kurdunuz?’ &lt;/strong&gt;dedim.  &lt;strong&gt;‘Vallahi özlüyoruz TEMA’yı’ &lt;/strong&gt;cevabını aldım. İşte bunlar var,  Genç TEMA'lar var. Bir yerde Anadolu'da bir yer onu söylemiyorum. Çünkü onları  ifşa etmişim gibi olur. Bir faaliyet için oradayız ama Genç TEMA'larla  konuşamıyoruz. Onlar benimle konuşmak istiyorlar. Ben son gün ayrılırken öğleden  sonra kalkacak uçağa binene kadar, sabah sizinle olacağım sözünü verdim. Aşağı  yukarı 45 kişi toplandık. 4 buçuk saat konuştuk, sıkılmadık konuşmaktan,  doyamadık doyamadık! Onlar bırakıyor, ben alıyorum. Ben bırakıyorum, onlar  alıyor. Ama orada bir şeye şahit oldum. Dini inançları birbirinden farklı  çocuklar, siyasi görüşleri birbirinden farklı hem de tam çaprazlama, etnik  kökenleri birbirinden farklı. Kimisi biz diyor bir yer adı söylüyor orada  şöyledir. İkincisi biz İzmir'de diye başlıyor. Hepsi farklı yerlerle ilgili. Ama  birisi Doğu Anadolu ile ilgili belli oluyor çocuğun konuşmasından. Bunlar var 3  yerden birbirinden ayrılmışlar bunlar ama bunları birleştiren bir şey var:  Ülkenin sorunları. Bunlar bir araya gelmiş düşünebiliyor musun bunu? Hayrettin  bunları görür de Türkiye'nin geleceğinden umutlu olmaz mı? İşte bunlar geliyor.  Okuyun okuyun diyorum. Okumak ibadettir.&lt;strong&gt; ‘Okumamak Cumhuriyet’e  ihanettir’&lt;/strong&gt; diyorum. İşte bu çocuklar bilgi sahibi olduğu sürece  ülkenin, dünyanın sorunlarını nasıl çözeceklerine bugünden hazır olurlar. Onlara  bir hedef verdim, iktidara ne vakit geleceğiniz belli olmaz. Belki 5 yıl sonra  geleceksiniz. Ama 5 sene sonraki Dünya'yı ve Türkiye'yi şimdi bileceksiniz ki  ona hazırlanın. İktidara hazır olacaksın daima. 10 senelik en az proje  yapacaksın. Hatta 15 - 20 yıl sonrası için kendinize bir görev düşeceğine  inanın. Uzun zaman geçebilir çünkü bu ekonomi denen canavar, sermaye denen bu  canavar size o izni vermeye bilir. Ama buna hazırlanın, hazır olacaksınız.  ‘Kabul ediyoruz’ demiyorlar ama gözelerime bakıyorlar. İşte TEMA bu sordun ya  560 il ve ilçede gönüllümüz var, bunlar her ay maaşlarına zam isterler.  maaşlarına zam vermezsek de giderler. Yok böyle bir şey! Para falan istemezler,  ceplerinden harcarlar. Bir öğretmen &lt;strong&gt;‘Vallahi artık ben telefonlara, bu  geliş gidişler için otobüs paralarına emekli maaşım yetmiyor. Beni affedin’  &lt;/strong&gt;diyor. Böyleleri var, ama TEMA bu. Birleşmiş Milletler'e akredite olmuş  TEMA Europe bir kardeşimiz var. TEMA Deutschland, TEMA Nederland var. TEMA  Kıbrıs var. 160'tan fazla parasız pulsuz çalışan danışmanımız var. Kırsal  kalkınma projelerimiz var. Burada bilim adamına ihtiyaç var. Gelirler, tatilini  bile yarıda keserek, bırakırlar çoluğunu çocuğunu ve o kırsal kalkınma  projelerine giderler. Sonrada bir hesap pusulasına giderlerini yazarlar, şu  parayı istiyoruz derler! Demezler demezler. Onlar demezler üstelik de ne derler  biliyor musun? TEMA'ya çok teşekkür ederler bu imkanı verdiğimiz için. Böyle bir  rezalet olabilir mi!! İşte Türkiye bu. Türk insanı budur. Bunu biz bilmiyoruz.  Gücümüzün farkında değiliz. Gücümüzü bilmek için İstiklal Savaşı'nı değişik  değişik yazılardan okuyun. Orada analarımızı, bacılarımızı görün bak. Onlar  olmasaydı biz bu harbi kazanamazdık. Biz bir araya nasıl gelebiliyoruz. İrtibat,  telefon yok, gazete yok. Biz nasıl bir araya geldik. O günkü imkanları düşünün  telgraftan başka bir şey olamaz. Dağın tepesinde bacılarıma nasıl varabiliyorsun  yahu. Varabilmişiz biz. Amasya Tamimi var istiklali tam dediği zaman, tam  bağımsızlık istiyor &lt;strong&gt;Atatürk&lt;/strong&gt;. Ötekiler de İngiliz ya da Amerikan  mandası istiyorlar. Atatürk tek kalıyor. Hayatının sonuna kadar da tekti zaten.  Ve orada diyorlar ki Mustafa Kemal Paşa'ya bunlar,&lt;strong&gt; ‘Hayal kuruyorsun  paramız yok. Kahve içmeye paran yok. Bitti paran’ &lt;/strong&gt;diyorlar. Mustafa  Kemal Paşa,&lt;strong&gt; ‘Para bulunur’ &lt;/strong&gt;diyor. &lt;strong&gt;‘Ordu ama ordu  yok’&lt;/strong&gt; diyor aynı kişiler. Paşa,&lt;strong&gt; ‘Kurulur’&lt;/strong&gt;  diyor.&lt;strong&gt; ‘Peki kim yapacak bunu?’&lt;/strong&gt; diye soruyorlar. Mustafa Kemal  Paşa &lt;strong&gt;‘Ulusun azim ve kararı’&lt;/strong&gt; yanıtını veriyor. Ben demiyor,  ulusun azim ve kararı diyor. İşte bugün bu ulus azmedecek, karar verecek.  Geldikleri gibi gidecekler ama dünyaya düşman olmayacak yok. Ben yurtta sulh  cihanda sulh demiş. Ve bunu yapmış tek ülkeyim. Anamı süngüleyip giden, köyleri  yakıp giden. Mahsulü yakmış, ağaçları kesmiş atmış. İşte okuyorum &lt;strong&gt;Justin  McCarty&lt;/strong&gt;'nin kitabında var bunlar 15 il ve ilçeyi tüm yakmış. Buna  rağmen ben elimi uzatıyorum. Buna rağmen ben barış yapıyorum. &lt;strong&gt;Venizelos  &lt;/strong&gt;Nobel'e Atatürk'ü aday gösteriyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘Halka ineceğiz, halka indiğimizde her şeyi  yapabiliriz’&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Toprak sorununa gelirsek bunu nasıl çözebiliriz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK: &lt;/strong&gt;TEMA'nın esas görevi erozyondur, topraktır ama halka  inmeden toprak sorununu çözemezsin. Halka inmeden Türkiye’nin sorununu  çözemezsin. Halka indiğimiz gün yapamayacağımız bir şey yok. Ne yapacağız? Bugün  basını görüyorsun, televizyonları görüyorsun bunlar bağımlı mı? Bağımlı. Ama  yarın bunların da bağımsız olmalarına sebep verecek elime bir imkan geçecek.  Nedir o imkan? Halka inmişimdir. Halk ülkenin sorunlarına sahip çıkmaya  başlamıştır. Ülkenin derdi vardır, onu anar ama bir eylem yoktur. Eylem  gelmiştir. Basından alayım bir torbaya gazetelerin isimlerini koyacağız notere  gideceğiz 3 yaşında bir çocuğu da alacağız. Bütün gazete temsilcilerini de  çağıracağız. Sizin için bir kura çekiliyor kimin adı çıkarsa 3 ay gazeteyi  almayacağız. Ve şuna şahit olacağız hiçbirinin diğerinden farkı yok. Şartımız  bu, Türkiye'nin şu şu  sorunlarına ortak olacağız; ama düşman olmayacağız  hiç. Dünya sorunları da, dünya barışı da Türkiye'den kurulacaktır tabii ki. Bu  ahlak bende var.&lt;strong&gt; ‘Komşuda pişer komşuya düşer’&lt;/strong&gt; demişim.  &lt;strong&gt;‘Komşusu aç yatanın yediği helal değil’&lt;/strong&gt; demişim.  &lt;strong&gt;‘Olanın olmayana borcu var’ &lt;/strong&gt;demişim, ben bu kültürü yaşamışım.  Yunan gelmiş yakmış gitmiş. Fakir kalmışız çok fakirdik; ama açımız yoktu. İşte  bu çok fakirdik ama açımız yoktu. Komşu da pişer komşuya düşerdi ben bunu  yaşadım. Uzun hikaye anlatırım. Şimdi o kültür bende var gitmez, genime işlemiş  o. Ben Anadolu evladıyım. Ve inanacağım ve dünya barışı da bu Anadolu'da. Benim  inancım bu, siz bunu yapacaksınız gençler. TEMA'yı sordun sen bana niye ben  TEMA'nın dışına çıktım. TEMA'ya başka bir görev düştü. Halka ineceğiz, halka  indiğimizde her şeyi yapabiliriz. Ne olacak o gazeteyi almayacağız, ötekiler  dönecekler zaten. Çünkü onlarında başına gelecek aynı şey. Ama biz o gazeteye  düşman değiliz o çıktı kuradan. Ama şimdi reklam ile yaşamayacak bir gazete  olacak. Çünkü o gazeteyi ben satın alacağım. Gazetelerden birine gideceğim,  Cumhuriyet'e ya da Milliyet'e büyük gazetelerden birine gideceğim. Bir tarım ve  toprak sayfası yapın diyeceğim. Otomobil sayfanız bile var rezalet bu. Otomobil  ekiniz çıkıyor, yapmayın bu size yakışmaz. Bunları yine yapın ama bir vasıtaya  atın bir muhabir genci ve bir kameramanı, köy köy, kasaba kasaba, üniversite  üniversite gezecek. Halkın içine girecek, oradan sana yön verecek. Sen onu  yazdığın vakit de köydeki &lt;strong&gt;Ayşe Nine&lt;/strong&gt;’nin derdini yazdığında, o  zaman Ayşe Nine o gazeteyi alacak, çünkü kendini bulacak.&lt;strong&gt; ‘Basın benim  derdime ortak oldu, bak şunların yaptıklarına’ &lt;/strong&gt;diyecek. Ne olur o  gazete o vakit? Çok satar, çünkü halkın derdine ortak olmuştur. İşte bu  Hayrettin'dir. Hayrettin bu işte, idare ediyorlar ya gider ayak 88 yaşında.  Hayrettin'in de kafasında da bunlar var. 1992 yılında Sayın Vehbi Koç ve Sayın  Nihat Gökyiğit'e yazdığım evraktan okuyorum. Şunları yazmışım:  &lt;strong&gt;‘Erozyonla kaybettiğimiz topraklar o boyutlardadır ki, bu gidişle  Türkiye yakın bir gelecekte çöl olacaktır. Hem çok zengin hem verimli topraklar  o kadar zengin ki, içindeki mineraller ve gübre niteliğindeki unsurlar nedeniyle  milli savunmanın harcadığı değere eşit. Bu değer bir daha geri gelmemek üzere  kaybolup gidiyor. Şimdi kısmen de yabancı ülkelere tarım alanlarını genişleten,  bedelsiz ihraç edilen bir değer olarak  gidiyor.’            &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Peki bu sorunu önlemenin çaresi nedir?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK: &lt;/strong&gt; Çareyi ayrıntılara girmeden söylemek gerekirse.  Konu yine politik güçler ve hükümete düşüyor. Tüm ülke, hiçbir politik güce  taraf olmadan, Türkiye'nin doğasına, ormanına, erozyon sorununa hizmet  getirmeyen, çare bulmayanların iktidar olamayacaklarına inandıracak kadar bir oy  potansiyeli oluşturmalıdır. Ona sahip olmaktır amacımız. Bu konuyu tüm ulusa  anlatacak, inandıracak düzeyde örgütlenmek gereklidir. Toprağın bu vatanın en  değerli unsuru olduğunu bilinmesi gerekir. Ormanların ve doğanın korunması ve  erozyonun önlenmesi için önceden tespit edilmiş hedefler, yani devlet politikası  olmalıdır. Bu hedefler, gayesinden saptırılamaz, dokunulamaz, milli savunma gibi  bir devlet politikası haline getirilmelidir. Ayrıca teknik ve bilimsel yönden  yeterli bir kadro teşkilatının yeterli mali imkanlar sağlayarak oluşturulması  gerekir. Bu zor ve gerçekleşmesi zaman isteyen bir davadır. Milletçe büyük  fedakarlıklar ister. Bu bitmez, tükenmez bir çaba, yürekli mücadeleyi,  toprağını, doğayı, ağacı, vatanı seven aşk ve sevgi dolu bir kadronun işidir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'Küçük Amerika olduk'&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Tarımın son yıllarda ki gerilmesine ilişkin görüşlerinizi alabilir  miyim? Türkiye'nin tarımı nereden nereye geldi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK:&lt;/strong&gt; Hani diyorduk ya &lt;strong&gt;‘Kendi kendine yeten 7 ülkeden  biriyiz’&lt;/strong&gt; diye. Şimdi 1930'lu yıllardan başlayalım. 30'lu yıllarda  &lt;strong&gt;‘Devrim devrim devrim’ &lt;/strong&gt;üzerine neler yapmışız. Ama Atatürk'ün  ömrünün yetmediği bir toprak yasası var. Atatürk, çiftçi dünyanın efendisidir  dememiş. Hakiki üretici çiftçi, Türkiye'nin efendisidir demiş. Atatürk Orman  Çiftliği olarak bilinen yerde tarımsal bir faaliyet yapmak istemiş. Orada tabii  ki kendisinin yeterli bilgisi olmadığı için 3 bin küsur kitap okumuş. 4 bin 600  kitabı var da 3 bini okuduğu garanti şimdi ama vefat edince o kalmış. O arada  biz &lt;strong&gt;‘Köy Enstitüleri’&lt;/strong&gt;ni kurmuşuz. Köy Enstitüleri bu memleketin  öncelikle tarım bakımından, ama esasında bir eğitim ve bilinçlenme bir süreç  için kurulmuştur. İmece diye bir dergi çıkarıyorlar, onları alırdım ben. Köy  Enstitüleri'nde okumadım ama ben Köy Enstitülü'yüm. Her faaliyetlerinle beraber  olmak imkanı yarattığım vakit onlarla beraber oluyorum. Huzur buluyorum. Yeniden  bir köy kurmayı istiyoruz. O günkü şartlar başka bugünkü şartlar başka tabii ki.  Bugün gençler başka, o gün köylü başka, bugün köylü başka. Ama bir  &lt;strong&gt;‘Kalkınma köyden başlar’&lt;/strong&gt; diye kulağınız sağır oldu?  &lt;strong&gt;‘Kalkınma köyden başlar’ &lt;/strong&gt;diye 1940'lardan beri söylediniz bunu.  Ayıp mı yasak mı günah mı yapın bunu. Söylüyorsunuz yapın. Köy Enstitüleri'nin  kapatılmasının temelinde belki devlet sırları belli bir süre geçtikten sonra  topluma açıklanıyor ya, açıklarlar. İngilizler açıkladılar mesela. Benim inancım  biz 1947'den sonra tamamıyla Amerika'nın emrine girdik. &lt;strong&gt;Celal  Bayar&lt;/strong&gt; Amerika'ya gitti ne dedi? &lt;strong&gt;‘Türkiye küçük bir Amerika  olacak’ &lt;/strong&gt;dedi. Küçüğü olacakmışsın. Bu kadar onur kırıcı bir şey  olabilir mi? O geçerli oldu küçük Amerika olduk. Ama Köy Enstitüleri'nin  kapanması Türkiye'nin tarımı için ulusça bilgilenilmesi, köylerin kalkınması  için büyük bir fırsattı. Avrupalı eğitimcilerin övgüyle söz ettiği, Unesco'nun  konuya sahip çıkarak gelişmekte olan ülkelere önerdiği ve bu alanda Türkiye'den  uzman istediği Köy Enstitüleri’ni kapatıyorsun. Düşünebiliyor musun Unesco  bizden uzman istiyor. Senin ne işin vardı da bugün benim nasırıma basıyorsun?  Anlat dedin bana, Türkiye'nin tarımı nereden nereye geldi diye anlat. Yol yoktu  yol! Köylü üretiyordu, orada kalıyordu. Yol yoktu getirecek, dış ülkelerden de  ithal ettiğimiz günler olmuş. Tren yolu yapmışız. 10. yıl marşında söyledik,  &lt;strong&gt;‘Demir ağlarla ördük’&lt;/strong&gt; dedik. Şimdi demir ağlar falan kalmış.  Otoyol yapıyoruz, 3'üncü, 4'üncü şeridi yapıyorum diye ilanen mutluluk ifadesi  işitiyoruz yöneticilerimizden bugün. 1945'ten bugüne kadar her hükümet -artık  söylemiyorlar ama- ‘Kalkınma köyden başlar’ dedi. Başlatın mübarekler. Ama  Ecevit kalkınmış köyler beraber olsunlar, sineması olsun, tiyatrosu olsun,  futbol sahası olsun, hastanesi olsun, kültür merkezi olsun. 4 -5 köye hizmet  edecek bir şey olması için girişimde bulundu. Ama bu kırsal kalkınma değil.  Kırsal kalkınma üretim ile olur. Kültürü paylaşmakta güzel bir şeydir ama evvela  üreteceksin. Şimdi bunları geçelim. 1945'den bu yana iktidar olmuş tüm  hükümetler, Türkiye'nin doğasına, ormanlarına, topraklarına hizmet ederek değil  tüketerek iktidar olmayı amaçlamışlardır ve bunu da pekala başarmışlardır. Tarım  bakanlığı var mı? Adı var ama bana göre kendi yok. Benim istediğim tarım  bakanlığı yok. Çevre bakanlığı, orman bakanlığı yok. Şimdi bugün en verimli  tarım alanları, ovalar amaç için sanayiye tahsis edilir mi? Ve bu devam eder mu  bu? Eder. Pekiyi bu bir politika mıdır? Evet politikalarıdır. Çünkü dışarıdan  bize emir edilmiştir. Tarım için olan bu arazileri sanayiye ve konuta tahsis  edeceksiniz diye. Biz de emir almışız onu yapıyoruz gibi bu. Yapmayın artık! Ben  Yalova'dan geldim dün. Orada bir üniversite kuruldu, TİGEM'i istiyorum diyor,  TİGEM'i! 1000 dönüm tarım alanını vermezseniz giderim Hersek'i alırım diyor o  bahsettiği yer bir ekosistemdir. &lt;strong&gt;‘Vermezseniz orayı alırım’&lt;/strong&gt;  diyor. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘Feodal sistemi halletmeden Türkiye'nin tarım sorunlarını  çözemezsiniz’&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;İzlenen tarım politikalarını nasıl  değerlendiriyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK: &lt;/strong&gt;Bir mera kanunu Büyük Millet Meclisi'nden ittifakla  çıktı. Eğer Fazilet Partisi Tarım Bakanı&lt;strong&gt; Musa Demirci&lt;/strong&gt; olmasaydı  bu yasa çıkmazdı. 37 yıldır çıkarılamamasının sebebi feodal sisteme dokunuyor  olmasıdır. Kulağına söyleyeyim. Feodal sistemi halletmeden Türkiye'nin tarım  sorunlarını çözemezsiniz. Biz TEMA Vakfı olarak kırsal kalkınma projeleri  yaparız. Sanırım Urfa'daydı. Bir köyde konuşuyoruz çok memnun oluyorlar. Çünkü  Urfalı birisi bize mali imkan sağlıyor ama orada olsun istiyor. Gidiyoruz köylü  çok mutlu oluyor. Bir de diyorlar ki bizim köyün sahibi var.  O da  bulunduğu ilde tarım ile ilgili bir kurumun ya da devlet kurumunun  sorumlusuymuş. Ona gidiyoruz diyoruz ve anlatıyoruz. &lt;strong&gt;‘Çok memnun oldum  fevkalade güzel bir iş yapıyorsunuz’ &lt;/strong&gt;diyor. Biz bunu da alıyoruz  gidiyoruz, köye sonra da &lt;strong&gt;‘İşte biz köyümüzde öyle bir şey  istemeyiz’&lt;/strong&gt; diyor. &lt;strong&gt;‘Köylünün gözü açılırsa...’&lt;/strong&gt; Görüyor  musun adamı? İşte Türkiye bu. Bir toprak yasası çıktı onun da bahanesi bana göre  &lt;strong&gt;Sami Güçlü&lt;/strong&gt;'dür Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bundan evvelki  Tarım Bakanı olmasaydı, bu yasa çıkmazdı. Şimdi demek ki TEMA bir siyasi görüşü  etkileyebiliyor. Ben Musa Demirci ile Sami Güçlü'yü olağanüstü bir kahraman  olarak görüyorum. Bu ikisi olmasaydı ne mera kanunu ne de toprak kanunu  çıkabilirdi. Ama bu iki yasanında uygulanması çok ağır gidiyor. Mera için  yapılan çalışmalar var. Ovalarda yapıyorlar ama Doğu Anadolu'da o bayırlarda o  bir tek ot kalmamış yerlerde, meralarda daha hiçbir faaliyet yok. Türkiye  meralarının tümü ıslah ettiğimiz gün. Bugün 60 - 70 bin ton olan balımız, 1  milyon ton olur hem de anzer balı gibi. Ama yok öyle bir kararlılık. Düzlüklere  falan traktörle şunu bunu yapmışlar. 2 - 3 sene girme oralara, mera zaten  kendini yeniliyor. Ben 15 gün evvel Van’dan geldim. Gidiş - geliş 58 kilometre  meraları gezdim. Mera diye bir şey kalmamış. Çırılçıplak kulağına bir şey  söyleyeyim, ama kimseye bir şey söylemeyeceksin, aramızda sır kalacak. Bu ülkede  mera kanunu var bir de inanmazsın ama tarım bakanlığı var vallahi de billahi de  var. Bana inan hem mera kanunu var hem de tarım bakanlığı var. Yemin  ettireceksin bana, bana inan güven bana. Şimdi toprak yasası var. Kabiliyet  sınıflarına göre toprağı nasıl kullanacağınıza dair kanunun emridir. Burada  sanayi olur, burada otel olur. Burada şu tarım yapılır, burada tarım yapılmaz  falan gibi kabiliyet sınıflarına göre toprağı kullanmamız lazım. Kanun bunu  emrediyor. Buna doğru da bir atılım var diyorlardı. Ama o atılımın sonuçlarını  ben bu güne kadar görmedim. Şimdi çevre bakanına mektup yazdım, bir daire  başkanı o mektuplara cevap verdi. Neydi benim mektubum? Trakya’da Ergene Nehri  leş gibi akıyor, kapkara akıyor. İçinde olmayan zehir yok. Çevre bakanından onu  rica ettim. Buna sahip çıkın diye. Ergene'nin kötü kokusu rüzgar sana doğru  esiyorsa 10 kilometreden duyuluyor. Kapkara tam olarak siyah 3 tane borudan  akıyordu nehir, resmini de gönderdim mektupta. Bana &lt;strong&gt;‘Yapılacaktır,  edilecektir, karar alınacaktır’&lt;/strong&gt; falan dendi. Ben &lt;strong&gt;‘Edilecektir  medilecektir istemiyorum. Ne yapacaksın ne edeceksin onu bir yaz’&lt;/strong&gt;  dedim. Bana ikinci mektup geldi: &lt;strong&gt;‘Onları cezalandırdık. Şimdi Trakya  Üniversitesi’yle valilikle beraber bir şeyler yapacağız.’&lt;/strong&gt; Ceza vermiş  yahu ceza verdiğin adam rahat ediyor! Ben diyor cezamı ödedim istediğim kadar da  kirletebilirim diyor. Leş gibi akıtıyor onu! Kulağına söyleyeceğim çevre  bakanlığı var. Bana yazdığı mektupta bunu söylüyorlar, ben çevre bakanıyla  konuştum. Ben sayın bakanım &lt;strong&gt;‘Senin alnından öpmeye beni hasret bıraktın,  olumlu yaptığın her şeyde ben yanındayım beni hasret bırakmayın’ dedim.  Başbakana da ‘Ben sizi kutlamak için can atıyorum ama ne olursunuz’  &lt;/strong&gt;diye söyledim.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘Sermaye benim toprağıma da girdi’&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Orman yangınlarının arttığı yaz aylarında, yangınlardan sonra o  bölgede izlenmesi gereken yöntemi anlatır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK: &lt;/strong&gt; Şimdi ormanlara ağaç dikiyorsunuz. Bu orman  ekosistemini bozar. Ormanda ne yetişiyorsa eskiden orada ne varsa yangından  sonrada onun ekilmesi lazım. Yangından sonra ağaçlandırma kadar kötü bir şey  olamaz. Ormanları ağaçlandırıyoruz ama orada ne varsa onu dikmemiz lazım. Bunu  daha başaramadık. Orman bakanlığı ve orman genel müdürlüğü niyetlenmişler  bakalım. İnşallah. Bu Antalya yangını var, orada mesela yanan kısmın yüzde  39’unu olduğu gibi bırakacaklar. Hiçbir şey yapmayacaklar doğa kendini  yenileyecek. Kalanı da orada ne varsa onu oraya getirecekler. İşte bu inşallah  başlar. Demek ki söyleye söyleye niyete geldiler. Antalya’da bunu söylediler,  onları alkışlattım. Orman genel müdürünü ve yardımcılarını oradaki seyircilere  alkışlattım. Alkışı beğenmedim daha fazla alkışlattım. Ben bunu da yaparım. Ama  niyet ettiler bak dedim eskiden&lt;strong&gt; ‘Bilmiyoruz’&lt;/strong&gt; diyordunuz. Şimdi  öğrenmişiniz bundan sonra aksi bir şey yaparsanız yandınız dedim. Şimdi işte  bunlara ben hasretim. Bak bugün Musa Demirci, Sami Güçlü bir kahramandır.  Ülkenin tarım tarihine isimlerini yazdırdılar. Böyle çok isim var ama son  günlerde bunları yaşadık. Yani ben ille de eleştireceğim, bağıracağım  çağıracağım diye değil. Ben heyecanlıyım. Ağzımdan bir şey kaçabilir olur böyle  şeyler ama ben iyi iş yapanları da kutluyorum. Hasretim buna. Avrupa’da doğal  orman yok ağaçlanma var orada. Finlandiya ormancılığı Rio Konferansı'ndan sonra  bütün Avrupa ile beraber yeni bir orman politikası izledi. Finlandiya ormanları  devletleştiriyor. Niçin? Ekosistemi geri getirmek için yenilemek için 1993’ten  beri her yıl 200 milyar Fin Markı ayırıyor. Biz ormanları özelleştirmek için  emir almışız. Çünkü orman kalmazsa dünyadaki zenginler sermaye mutlu olacak. Biz  muhtaç olacağız. Onun derdi o. &lt;strong&gt;‘Ben tarım ülkesiyim, sen sanayi yapma  tarım üret’ &lt;/strong&gt;diyor. Vakit geliyor, &lt;strong&gt;‘Sen tarımı boş ver sen  sanayi yap’ &lt;/strong&gt;diyor.&lt;strong&gt; ‘Benden makine al, teknoloji al ama tarım  yapma’&lt;/strong&gt; diyor neden? &lt;strong&gt;‘Bende ürün fazlalığı var şeker satarım  sana tütün de’&lt;/strong&gt; diyor. &lt;strong&gt;‘Bak Yunanistan’a ben destek veriyorum.  Çünkü benim bütçemin yüzde ellisi tarıma destektir. Yunanistan’ın da payı var  orada. Bak tütünü senin maliyetinin altında satıyorum. Bilmiyor musun bugün  içtiğiniz tütünlerin yüzde yetmişi Yunanistan’dan geliyor. Bilmiyor musunuz?’  &lt;/strong&gt;diyor. Biliyorum. &lt;strong&gt;‘Bak yardım ediyoruz size ucuza içiyorsunuz  tütünü Yunanistan’a teşekkür edin’ &lt;/strong&gt;diyor. Sermaye bu işte sermaye benim  toprağıma da girdi. Onu anlatacağım şimdi esas mesele bu. Kontrollü orman  yakmaktan bahsedersek. Kontrollü yakmak orman ekosistemi açısından önemli bir  önlemdir. Çünkü yangın alanlarını tercih eden türlerin büyük bölümü normal  olarak yangın geçiren alanları kaplayan ve tükenme tehlikesiyle yüz yüze bulunan  türlerdir. Biz de doksanlı yıllardan evvel, kontrollü yakardık. Şimdi halkın  orman yangınlarına olan tepkisinden dolayı ormanları yakmıyoruz. Bak halka  inince ne oluyor orman bakanlığı teşkilatlandı. Akdeniz ülkeleri içinde en  başarılı ülke yangın söndürmede Türkiye’dir. Açık ara şampiyonuz. Kim yaptı  bunu? Halk yaptı, biz yaptık, sen yaptın, basın yaptı, hep beraber yaptık. Şimdi  orman bakanlığı bayağı teşkilatlanmıştır. Özel bir şey değil işte halka inmenin  önemi bu. Halka ineceğiz. Bugün dış bağımlı olmayan basın kaldı mı? Reklam  almazsan yaşayamazsın. Hadi bakalım otomobil eki koymada sen satabiliyor musun  Cumhuriyet gazetesini. Her hafta bir otomobil sayfası çıkar olmazsa 2 sayfa  çıkar. Görüyor musun, Cumhuriyet gazetesi bu vallahi de billahi de. Ey Türkiye  uyanın. O bahsettiğim kura işini gerçekleştireceğiz. Biz orman yangınında  devleti bu hale getirdik ya gazeteleri de yola getiririz. O vakit başlarlar  tarım ve toprak sayfası açılır. Bir minibüs yaparlar içine bir kameraman ve  muhabir koyarak köy köy, kasaba kasaba gezerler, üniversitelere gider. Her yere  gider, toprak ve tarım sayfası çıkarırlar. Köylünün derdi çıkar. Tezek bittiği  vakit ne olduğunu anlarsın. Bir gece orada yatarsın. Tezek kokusunu  alırsın,  köylü tezek biterse aç kalır, pişiremez, tezek biterse donar.  Bunları görürsün ama şimdi görmüyorsun.  Türkiye’yi başka türlü görüyorsun.  Türkiye bu değil. Aç aç benim ulusum aç! Köylüm aç! Ben Türkiye’yi 340 bin  kilometre geziyorum yatmadığım çadır yok. Yatmadığım kahve peykesi yok. Tanrı  misafiri olmadığım köy ve kasaba evi yok. Ben halkın içindeyim. Ben derdi  biliyorum. Toplumsal barış topraktan gelecektir. Bire bir veren toprağı bire üç  yapabiliyoruz biz. Türkiye’de bu bilim adamları var. Senden para almadan  kendilerini adıyorlar ve üstelik de TEMA’ya teşekkür ediyorlar. Anadolu insanı  bu. İşte bu bizim en büyük gücümüz. Avrupa’dan kırsal kalkınma için uzman  çağırdık. Geri kalmış ülkeyiz biz orada aldığı maaşın 3 mislini istiyor, ondan  sonra gelecekmiş buraya. Şimdi Türkiye’de bilim adamları para almadıkları gibi  üzerine TEMA’ya teşekkür ediyorlar. Ama sorun çözülüyor. Köye gelin gelmeye  başlıyor. Göç geri dönüyor. Muhtaç köylü devlete vergi vermeye başlıyor.  Kooperatifler kuruluyor. Kooperatiflerden ihracat yapıyorsun. Yumurta  kooperatifi kurmuşsun. İşte Afyon’da &lt;strong&gt;Vehbi&lt;/strong&gt; var, aracı olmadan  ihracat yapıyorlar. Evet. Bir gül yağı kooperatifi kurmuşlar, aracı olmadan  ihracat yapıyorlar. Fiyatı sayesinde müşterileri de hazır. İşte toplumsal barış  topraktan gelecektir. Bu köyde artık göç yoktur. Geliniyle damadıyla o köyde  oturur artık onlar. Geri gelmeye başladı. &lt;strong&gt;Hamit &lt;/strong&gt;diye bir  canavar var, &lt;strong&gt;Osman&lt;/strong&gt; ile beraber. Hamit TEMA gönüllüsü Samsun  Bafra’da. Osman’da bir tarım enstitüsünde çalışıyor. İkisi beraber bir köye  geldiler. Büyük hizmetleri var. Beş kuruşta para almadılar. Büyük de hizmetleri  var, köylüye de para vermediler ama bilgi verdiler. Köy kalkınmaya başladı.  Tenis kortu kuruldu. Nineler tenis oynuyorlar, gidin görün. Evet ama şimdi  toprağı analiz yaparaktan gübre veriyorlar. Gübre böyle tuz gibi oldu. İhtiyacı  olan pancar mı arpa mı? Ona göre gübre veriyorsun. Az gübre ile çok mahsul  almasını öğrendiler. Şimdi devletin tahlil laboratuvarı yetişmiyor, özel  laboratuvarlar kuruldu. Para kazanıyor bunlar. İşte Türkiye tarımına sahip  çıktığımızda TEMA’yı anın. TEMA bunları yaptı. Şimdi özel şirketler kuruldu.  Analiz yapmak üzere. Para kazanıyorlar. İhtiyacı var köylünün. Ama tarım bakanı  yok bana ne tarım bakanından, halk bunu yapacaktır. Olabilir ve ya da olmaz ama  işte TEMA bunu ispat etmiştir. Köylere gidin onları dinleyin. Artık bayır aşağı  sürme kalkıyor yavaş yavaş. Ama tarım bakanlığı yapmamış. 20 dönümle bir köy  geçinebiliyor. Çocuğunu okutabiliyor. Bunlar Türkiye’de var. Gidin görün 20  dönüm. Ama toprağın verimini koruyaraktan yapacaksın. Sen toprağın canını  alırsan sana bir şey vermez. İşte Türkiye’nin bugün erozyon denen dertle  devletin uğraştığı da yok. Uğraşacağı da yok. Evet erozyonla uğraşan orman  bakanlığı var ama yetmez. Türkiye’de 1965’te hazırlıkları başlanmış 1981’de  yayınlanan Türkiye Erozyon Haritası var. Türkiye’nin yüzde 93,7’si erozyon  tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yüzde 76’sı aşırı ve çok aşırı yüzde 76’sı! Aşırı  ve çok aşırı erozyona maruz.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;‘Ulusun onuruyla oynatmayın’&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Türkiye'deki su kaynaklarının hızla tüketilmesi sorununa gelecek  olursak bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;HK:&lt;/strong&gt; Tarım alanları akıp gidiyor erozyon ile çırılçıplak  kalıyor. Sular sel olup gidiyor. Doğal akiferlere inmiyor. Eğer sen Doğu  Anadolu’daki meraları ıslah edersen, otlar suyu doğal kaynakları indirir. Bugün  501 milyar ton su, kar ve yağmur yağar Anadolu’ya. Ama bugün ancak 40 milyar  tondur. Doğal akiferleri indiriyoruz. Akıp gidenlerle beraber 112 milyar ton  kullanabiliriz ama akıp gidiyor. Hem de toprağı da alıp gidiyor. Eğer oraları  meraları ıslah edersek, teraslarsak 210 milyar tonu doğal akiferlerine  indirebiliyorum. Olur mu böyle bir şey. Hâlâ da suyumuz var deyip duruyorlar.  Suyumuz yok. Sen 40 milyar ton suyu indirebiliyorsun doğal akiferlerine,  çeşmeler kurumuş gidin görün köyleri. Suyu aşırı kullandık, toprağı  tuzlandırdık. Sümerlerden bugüne kadar toprağın yok oluşunun sebebinin hepsi  toprağın verim gücünü kaybetmektendir. Tuzlanmak, üst toprağı kaybetmek.  Türkiye’de sulama aşırıya geldi bak. Bugün tarım bakanlığı hiç kredi almadan  galiba bedavaya ya da az bir kredi karşılığında damlama sulamayı başlattı. Bunu  da söylüyorum ben. Tarım bakanlığını eleştiriyorum ama bunu da söylüyorum.  Aferin bunu yapıyor ama bu yetmez. Çünkü senin esasında suyun yok. Konya’ya yer  altı sularından almışın, seviyesi düşe düşe işte bak Tuz Gölü’de kuruyor. Göller  kuruyor, barajlar kuruyor niye çünkü sen pompayla çekmişin onu. Dünyayı  anlatayım mı sana Dünya’daki suların sanırım yüzde 2,5’i kullandığımız su. Bunun  da zannedersem yüzde 60’ı yer altı sularından. Arabistan yer altı sularını  kullanaraktan buğday ihraç etti. Şimdi bitti, Türkiye’ye gelip yine o ihtiyacını  karşılamak için kiralıyor ve satın alıyor. Ve bakan da bunu büyük bir mutlulukla  ilan ediyor. Gazete yazdı bunu Bahreyn’den geldiler, ilk defa 3 milyar dolarlık  bir anlaşma yaptık. Şimdi Suudi Arabistan’dan beş şirkette geliyor onlarla da  anlaşacağız, ilanen duyurulur! Böyle şey olur mu? Çin’in suları 30 yıl daha  devam edecek. 30 milyondan fazla kuyusu var Çin’in ömrü 5 ila 30 yıl, 1 yılda 99  bin kuyu kuruyor, bugün 180 bine çıktı. Kuyuları kuruyor. Çin susuz kalırsa ne  yapacak kimi besleyebilecek. Bunların hepsi problem. Bizim su derdimiz yokmuş!  Bunu da bakan söylerse, devlet su işleri yetkilileri de bunu söylerse Hayrettin  çıldırır işte. Ölüm en büyük çare ölüm bundan kurtulmak istiyorum. Bundan  kurtulmak istiyorum, çekemeyeceğim artık. Çekemeyeceğim, çekemeyeceğim. Şu  heyecanıma şu üzüntüme tahammül edemiyorum. Anlatamıyorum yahu Hayrettin  beceriksiz adam, becerisi olsaydı anlatırdı bunu bugüne kadar. Anlatamıyorum  bunu estağfurullah falan deme anlatamıyorum. Benim onurumla oynuyorlar bir  tekinin ağzından bir şey çıkmıyor. Kendi onurlarıyla oynasınlar canım ona ben  razıyım. Bana ne, o kendi onurudur. Ama ulusun onuruyla oynatmayın yahu. Amerika  ne derse mecburum onu yapmaya, yeter bu be! &lt;strong&gt;Obama&lt;/strong&gt; geliyordu  ödüm koptu, ama şimdi en çok ödümün koptuğu &lt;strong&gt;Kemal Derviş&lt;/strong&gt; gelmez  mi yeniden? Geldi. &lt;strong&gt;‘Derviş gelmiş etmiş gitmiş’&lt;/strong&gt; diyordum ben.  &lt;strong&gt;‘Tapunu getir al paranı’&lt;/strong&gt; dedi, o da yetmedi köylü bıraktı  tarlasını geldi. İşte Derviş bu yine geldi vır vır konuşuyor. Derdi para! Anlat  bakalım bana toprağı sıkıysa, anlat bakalım aç insanı söyle bana! Senin geldiğin  o Birleşmiş Milletler’in verdiği verileri ben sana söyleyeyim. Ey Derviş  kulağını aç, beni dinle. 2 milyar 400 milyon insan 2 doların altında geçiniyor  bugün. Bunu BM söylüyor bana 2 dolar değil, altı. 2 dolar nedir, 3 TL yapar bir  aile bununla geçinebilir mi? Kim söylüyor bunu Birleşmiş Milletler söylüyor.  2030’lardan sonra 5 buçuk, 6 milyar insan aç kalacak. Bunu da Birleşmiş  Milletler söylüyor. Dünya tarihinde toprağın ne demek olduğunu toprak vermediği  vakit neler olduğunu ben sana uzun uzun anlatırım. İşte bugün Türkiye’nin başına  gelen bu. Türkiye’nin toprakları verim gücünü kaybediyor değil, kaybetti. Aşırı  sulama, aşırı gübreleme, aşırı ilaçlama, bilinçsiz sürme. Bugün dünyada sürmeden  tarım yapılıyor. Brezilya’da yüzde 26’ya Çin’de yüzde 9’a Amerika’da yüzde 32’ye  geldi. Sürmeden tarım yapılıyor ve daha çok da mahsul alınıyor. Tarım bakanlığı  neredesin sen neredesin? Nasıl anlatsak bunu biz. Hadi Hayrettin üzülmesin  kahrolmasın.(Tolga Yenigün)&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-1348445538671335?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/1348445538671335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=1348445538671335' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1348445538671335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1348445538671335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2009/07/toprak-dede-isyan-etti-olum-en-buyuk.html' title='Toprak Dede isyan etti: &apos;Ölüm en büyük çare!&apos;'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-1035998780918535911</id><published>2009-05-28T10:08:00.004+03:00</published><updated>2009-05-28T10:21:22.963+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style=";font-family:Trebuchet MS;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:12;"  &gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Beykoz’un   &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Öğümce köyünden, Cumhur &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Denizkıran,   &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;çürüntü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; olarak adlandırdığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;torf&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;   desteğinde, bölgesinin ideal bir organik tarım havzası olduğunu söylüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Sh44w-WmDCI/AAAAAAAAA3Y/gzamSGvP7u8/s1600-h/213.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Sh44w-WmDCI/AAAAAAAAA3Y/gzamSGvP7u8/s400/213.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340768622130629666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Beykoz   ilçes&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 10"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Caid%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C03%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="Edit-Time-Data" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Caid%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C03%5Cclip_editdata.mso"&gt;&lt;!--[if !mso]&gt; &lt;style&gt; v\:* {behavior:url(#default#VML);} o\:* {behavior:url(#default#VML);} w\:* {behavior:url(#default#VML);} .shape {behavior:url(#default#VML);} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1027"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" spt="75" preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"&gt;  &lt;v:stroke joinstyle="miter"&gt;  &lt;v:formulas&gt;   &lt;v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 1 0"&gt;   &lt;v:f eqn="sum 0 0 @1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @2 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @0 0 1"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @6 1 2"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @8 21600 0"&gt;   &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"&gt;   &lt;v:f eqn="sum @10 21600 0"&gt;  &lt;/v:formulas&gt;  &lt;v:path extrusionok="f" gradientshapeok="t" connecttype="rect"&gt;  &lt;o:lock ext="edit" aspectratio="t"&gt; &lt;/v:shapetype&gt;&lt;v:shape id="_x0000_s1026" type="#_x0000_t75" style="'position:absolute;" wrapcoords="-63 0 -63 21515 21600 21515 21600 0 -63 0" allowoverlap="f"&gt;  &lt;v:imagedata src="file:///C:\DOCUME~1\aid\LOCALS~1\Temp\msohtml1\03\clip_image001.jpg" title=""&gt;  &lt;w:wrap type="square"&gt; &lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;i temiz kalmış toprakları ve ormanları ile organik tarım uygulamaları   açısından büyük bir nimet. &lt;span&gt;Öğümce&lt;/span&gt; köyünden orman   köylüsü Cumhur &lt;span&gt;Denizkıran&lt;/span&gt;, yaz sebzelerimizi   bahçesinde her sabah 05:30'da başlayan büyük bir emek ve sevgi ile   yetiştiriyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;"Topraklarıma   hayvan gübresi bile yaklaştırmam" diyen Cumhur &lt;span&gt;abi&lt;/span&gt;,   yöre ormanlarından ve kendi bahçesinin bitki &lt;span&gt;çürüntülerinden&lt;/span&gt;   elde ettiği tertemiz &lt;span&gt;torfu&lt;/span&gt; anlatırken gözleri   parlıyor. Çünkü bu işe yaramaz gibi görülen &lt;span&gt;çürüntüler&lt;/span&gt;   hayat veriyor, yerel tohumlarla berekete dönüşüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Sh446RmIiqI/AAAAAAAAA3g/rQG0Gfc860k/s1600-h/34.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Sh446RmIiqI/AAAAAAAAA3g/rQG0Gfc860k/s400/34.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340768781914901154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style=""&gt;İnsanların   daima daha çok ürün hırsını anlayamadığını, toprağın ve ona emek verenlerin temiz   tarım uygulamaları ile daima mutlu olduğunu izah ediyor. “Bir arkadaşım   bana bir kitap vermişti; &lt;span&gt;Fukuoka’nın&lt;/span&gt;, Ekin   Sapı Devrimi. Onu her kelimesine anlam vererek okudum. Gördüm ki düşündüklerimi   dünyanın bir başka köşesinde bir bilim adamı da uzun yıllar &lt;span&gt;deneyimlemiş&lt;/span&gt; ve hayatını bu yolda sürdürmüş. Yalnız   olmadığımı zaten biliyordum ama insanlara bazen yanıt vermekte zorlanıyordum.   Şimdi hem yaptığımın doğruluğuna daha çok inanıyorum, hem mutluluğumu bu   örnekleri vererek paylaşıyorum”.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-1035998780918535911?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/1035998780918535911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=1035998780918535911' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1035998780918535911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1035998780918535911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2009/05/beykozun-ogumce-koyunden-cumhur.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Sh44w-WmDCI/AAAAAAAAA3Y/gzamSGvP7u8/s72-c/213.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-6528247351861530810</id><published>2009-03-14T10:57:00.002+02:00</published><updated>2009-03-14T11:14:29.731+02:00</updated><title type='text'>Kopenhag Zirvesi</title><content type='html'>New York Times - 12 Mart 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;The Danish Government will host the UN Climate Change Conference in December 2009 and will hand over the conclusions to the decision makers ahead of the Conference.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The six preliminary key messages are:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Key Message 1: Climatic Trends&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Recent observations confirm that, given high rates of observed emissions, the worst-case IPCC scenario trajectories (or even worse) are being realised. For many key parameters, the climate system is already moving beyond the patterns of natural variability within which our society and economy have developed and thrived. These parameters include global mean surface temperature, sea-level rise, ocean and ice sheet dynamics, ocean acidification, and extreme climatic events. There is a significant risk that many of the trends will accelerate, leading to an increasing risk of abrupt or irreversible climatic shifts.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Key Message 2: Social disruption&lt;br /&gt;The research community is providing much more information to support discussions on “dangerous climate change”. Recent observations show that societies are highly vulnerable to even modest levels of climate change, with poor nations and communities particularly at risk. Temperature rises above 2 degrees C (*) will be very difficult for contemporary societies to cope with, and will increase the level of climate disruption through the rest of the century. [*This is 2 degrees Celsius, or 3.6 degrees Fahrenheit, above the globe's average temperature around 1850, the organizers say. Translated, that would be about 61.6 degrees Fahrenheit. Today's global average temperature is estimated at around 59 degrees. (This was updated after a couple of comment posters noted my funky conversion effort. Europe set its 2-degree limit from pre-industrial temperatures, making this a complicated calculation, and a source of much ongoing confusion.]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Key Message 3: Long-Term Strategy&lt;br /&gt;Rapid, sustained, and effective mitigation based on coordinated global and regional action is required to avoid “dangerous climate change” regardless of how it is defined. Weaker targets for 2020 increase the risk of crossing tipping points and make the task of meeting 2050 targets more difficult. Delay in initiating effective mitigation actions increases significantly the long-term social and economic costs of both adaptation and mitigation.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Key Message 4: Equity Dimensions&lt;br /&gt;Climate change is having, and will have, strongly differential effects on people within and between countries and regions, on this generation and future generations, and on human societies and the natural world. An effective, well-funded adaptation safety net is required for those people least capable of coping with climate change impacts, and a common but differentiated mitigation strategy is needed to protect the poor and most vulnerable.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Key Message 5: Inaction is Inexcusable&lt;br /&gt;There is no excuse for inaction. We already have many tools and approaches – economic, technological, behavioural, management – to deal effectively with the climate change challenge. But they must be vigorously and widely implemented to achieve the societal transformation required to decarbonise economies. A wide range of benefits will flow from a concerted effort to alter our energy economy now, including sustainable energy job growth, reductions in the health and economic costs of climate change, and the restoration of ecosystems and revitalisation of ecosystem services.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Key Message 6: Meeting the Challenge&lt;br /&gt;To achieve the societal transformation required to meet the climate change challenge, we must overcome a number of significant constraints and seize critical opportunities. These include reducing inertia in social and economic systems; building on a growing public desire for governments to act on climate change; removing implicit and explicit subsidies; reducing the influence of vested interests that increase emissions and reduce resilience; enabling the shifts from ineffective governance and weak institutions to innovative leadership in government, the private sector and civil society; and engaging society in the transition to norms and practices that foster sustainability.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What was the Copenhagen Climate Change Conference really about?&lt;br /&gt;March 13th, 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Posted by: Roger Pielke, Jr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A Guest Post by&lt;br /&gt;Professor Mike Hulme&lt;br /&gt;School of Environmental Sciences&lt;br /&gt;University of East Anglia&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This article is co-published with SEEDMAGAZINE.COM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The largest academic conference that has yet been devoted to the subject of climate change finished yesterday in Copenhagen. Between 2,000 and 2,500 researchers from around the world attended three days of meetings during which 600 oral presentations (together with several hundred posters on display) were delivered on topics ranging from the ethics of energy sufficiency to the role of icons in communicating climate change to the dynamics of continental ice sheets.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I attended the Conference, chaired a session, listened to several presentations, read a number of posters and talked with dozens of colleagues from around the world. The breadth of research on climate change being presented was impressive, as was the vigour and thoughtfulness of the informal discussions being conducted during coffee breaks, evening receptions and side-meetings.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What intrigued me most, however, was the final conference statement issued yesterday, a statement drafted by the conference’s Scientific Writing Team. It contained six key messages and was handed to the Danish Prime Minister Mr Anders Fogh Rasmusson. The messages focused, respectively, on Climatic Trends, Social Disruption, Long-term Strategy, Equity Dimensions, Inaction is Inexcusable, and Meeting the Challenge. A fuller version of this statement will be prepared and circulated to key negotiators and politicians ahead of the 15th Conference of the Parties (COP15) to the UN Framework Convention on Climate Change to be held in December this year – also in Copenhagen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The conference, and the final conference statement, has been widely reported as one at which the world’s scientists delivered a final warning to climate change negotiators about the necessity for a powerful political deal on climate change to be reached at COP15. (Some commentators have branded it The Emergency Science Conference’). The key messages include statements that ‘the worst-case IPCC scenario trajectories (or even worse) are being realised’, that ‘there is no excuse for inaction’, that ‘the influence of vested interests that increase emissions’ must be reduced, and that ‘regardless of how dangerous climate change is defined’ rapid, sustained and effective mitigation is required to avoid reaching it.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;There is a fair amount of ‘motherhood and apple pie’ involved in the 600 word statement – who could disagree, for example, that climate risks are felt unevenly across the world or that we need sustainable jobs. But there are two aspects of this statement which are noteworthy and on which I would like to reflect: ‘Whose views does the statement represent?’ and ‘What are the ‘actions’ being called for?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Copenhagen Climate Change Conference was no IPCC. This was not a process initiated and conducted by the world’s governments, there was no systematic synthesis, assessment and review of research findings as in the IPCC, and there was certainly no collective process for the 2,500 researchers gathered in Copenhagen to consider drafts of the six key messages or to offer their own suggestions for what politicians may need to hear. The conference was in fact convened by no established academic or professional body. Unlike the American Geophysical Union, the World Meteorological Organisation or the UK’s Royal Society – who also hold large conferences and who from time-to-time issue carefully worded statements representing the views of professional bodies - this conference was organized by the International Alliance of Research Universities (IARU), a little-heard-of coalition launched in January 2006 consisting of ten of the world’s self-proclaimed elite universities, including of course the University of Copenhagen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IARU is not accountable to anyone and has no professional membership. It is not accountable to governments, to professional scientific associations, nor to international scientific bodies operating under the umbrella of the UN. The conference statement therefore simply carries the weight of the Secretariat of this ad hoc conference, directed and steered by ten self-elected universities. The six key messages are not the collective voice of 2,500 researchers, nor are they the voice of established bodies such as the World Meteorological Organisation. Neither are they the messages arising from a collective endeavour of experts, for example through a considered process of screening, synthesizing and reviewing of the knowledge presented in Copenhagen this week. They are instead a set of messages drafted largely before the conference started by the organizing committee, sifting through research that they see emerging around the world and interpreting it for a political audience.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Which leads me to the second curiousity about this conference statement. What exactly is the ‘action’ the conference statement is calling for? Are these messages expressing the findings of science or are they expressing political opinions? I have no problem with scientists offering clear political messages as long as they are clearly recognized as such. And the conference chair herself, Professor Katherine Richardson, has described the messages as politically-motivated. All well and good.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But then we need to be clear about what authority these political messages carry. They carry the authority of the people who drafted them – and no more. Not the authority of the 2,500 expert researchers gathered at the conference. And certainly not the authority of collective global science. Caught between summarizing scientific knowledge and offering political interpretations of such knowledge, the six key messages seem rather ambivalent in what they are saying. It is as if they are not sure how to combine the quite precise statements of science with a set of more contested political interpretations.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Which brings us back to the calls for action and the ‘inexcusability of inaction’. What action on climate change exactly is being called for? During the conference there were debates amongst the experts about whether a carbon tax or carbon trading is the way to go. There were debates amongst the experts about whether or not we should abandon the ‘two degrees’ target as unachievable. There were debates about whether or not a portfolio of geo-engineering strategies now really needs to start being researched and promoted. And there were debates about the epistemological limits to model-based predictions of the future. There were debates about the role of behavioural change versus technological change, about the role of religions in mitigation and adaptation, and about the forms of governance most likely to deliver carbon reductions.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;These are all valid debates to have. And they were debates that did occur during the conference. Experts from the natural sciences and social sciences, from engineering and policy sciences, from economics and the humanities, all presented findings from their work and these were discussed and argued over. These debates mixed science, values, ethics and politics. This is the reality of how climate change now engages with the worlds of theoretical, empirical and philosophical investigation.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;It therefore seems problematic to me when such lively, well-informed and yet largely unresolved debates among a substantial cohort of the world’s climate change researchers gets reduced to six key messages, messages that on the one hand carry the aura of urgency, precision and scientific authority – ‘there is no excuse for inaction’ – and yet at the same time remain so imprecise as to resolve nothing in political terms.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;In fact, we are no further forward after the Copenhagen Conference this week than before it. All options for attending to climate change – all political options – are, rightly, still on the table. Is it to be a carbon tax or carbon trading? Do we stick with ‘two degrees’ or abandon it? Do we promote geo-engineering or do we not? Do we coerce lifestyle change or not? Do we invest in direct poverty alleviation or in the New Green Deal?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A gathering of scientists and researchers has resolved nothing of the politics of climate change. But then why should it? All that can be told – and certainly should be told - is that climate change brings new and changed risks, that these risks can have a range of significant implications under different conditions, that there is an array of political considerations to be taken into account when judging what needs to be done, and there are a portfolio of powerful, but somewhat untested, policy measures that could be tried.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The rest is all politics. And we should let politics decide without being ambushed by a chimera of political prescriptiveness dressed up as (false) scientific unanimity.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This entry was posted on Friday, March 13th, 2009 at 8:13 am and is filed under Uncategorized. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.&lt;br /&gt;11 Responses to “What was the Copenhagen Climate Change Conference really about?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1. 1 Mark Bahner Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 9:09 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      ‘there is no excuse for inaction’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      I’m reminded of a great Simpsons moment. (People outside of the U.S., I feel so sorry for you missing great Simpsons’ moments!) (But there are very few great Simpsons moments anymore, so you’re no longer missing much.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      The scene is Kent Brockman, ace reporter, interviewing the Professor, expert in all things worth knowing:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Kent Brockman: “Hordes of panicky people seem to be evacuating the town for some unknown reason. Professor, without knowing precisely what the danger is, would you say it’s time for our viewers to crack each other’s heads open and feast on the goo inside? ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Professor: “Yes I would, Kent.”&lt;br /&gt;   2. 2 jae Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 9:30 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      One call for action might be to stop wasting so much carbon on such grandiose meetings. It looks to me like its purpose was really only to give papers and have fun!&lt;br /&gt;   3. 3 michel Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 10:09 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Thank you for this. It is a great relief to see that someone professionally associated with the climate issue, at UEA no less, shares our puzzlement.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      We seem to continually be confronted with large numbers of academics proclaiming that to delay action is inexcusable, but who cannot say exactly what action they have in mind. Nuts!&lt;br /&gt;   4. 4 Scientist: Warming Could Cut Population to 1 Billion - Dot Earth Blog - NYTimes.com Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 10:43 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      [...] 1:45 p.m.: A roundup of economists’ and scientists’ views at the Copenhagen climate meeting and a reaction from Mike Hulme, a participating [...]&lt;br /&gt;   5. 5 Copenhagen Summit Seeks Climate Action - Dot Earth Blog - NYTimes.com Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 10:44 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      [...] 1:45 p.m.: A roundup of economists’ and scientists’ views at the Copenhagen climate meeting and a reaction from Mike Hulme, a participating [...]&lt;br /&gt;   6. 6 Sylvain Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 11:04 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      So following this, is it fair to blame deniers for delaying action when the heart of the matter is that there is no agreement on what the action should be?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Isn’t that the fact that we don’t know what action should be taken, the real reason why climate action are delayed?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Well not taking into account that most action that have been taken, didn’t fill their promises.&lt;br /&gt;   7. 7 Maurice Garoutte Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 11:09 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Leave policy to the politicians seems like a good idea. Except that the public no longer trusts politicians. Science is still trusted so skilled politicians are inclined to use science to put a veneer of respectability on social policies.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Many scientists think that the ability to affect policy is a promotion of their profession, and if all goes well they will be right. However if the public starts thinking that science based policies are making their life worse the blame will go to science in general.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Leaving policy to the politicians is still the best idea. When the society suffers it should the fault of politics. It may be too late for baseball but we can still keep science pure.&lt;br /&gt;   8. 8 Maurice Garoutte Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 11:27 am&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      Krauthammer says it better than me.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      “Science has everything to say about what is possible. Science has nothing to say about what is permissible. Obama’s pretense that he will “restore science to its rightful place” and make science, not ideology, dispositive in moral debates is yet more rhetorical sleight of hand — this time to abdicate decision-making and color his own ideological preferences as authentically “scientific.” “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      He’s talking about stem cells not AGW but the connection between science and politics is the same.&lt;br /&gt;      http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2009/03/12/AR2009031202764.html?nav=rss_opinion/columns&lt;br /&gt;   9. 9 wmanny Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 12:00 pm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      And speaking of connections, Thomson’s clone might well have said, “if climate prediction consensus does not make you at least a little bit uncomfortable, you have not thought about it enough.”&lt;br /&gt;  10. 10 Climate porn… Marcoscan Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 12:13 pm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      [...] conferenza ha suscitato diverse critiche [1, 2], e non solo da parte dei cosiddetti “scettici”; anche molti scienziati hanno [...]&lt;br /&gt;  11. 11 The Good And The Bad Reporting About Rising Sea Levels « The Unbearable Nakedness of CLIMATE CHANGE Says:&lt;br /&gt;      March 13th, 2009 at 3:12 pm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      [...] makes one of them good, and two bad? Well, if you cannot spot the difference between presenting the scientific debate as it is, and  selecting only the stuff that a journalist deems worth noticing, I am not sure I would be [...]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-6528247351861530810?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/6528247351861530810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=6528247351861530810' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/6528247351861530810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/6528247351861530810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2009/03/kopenhag-zirvesi.html' title='Kopenhag Zirvesi'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-2841138991904953615</id><published>2008-12-29T20:48:00.001+02:00</published><updated>2008-12-29T20:48:28.752+02:00</updated><title type='text'>Fosfat katkılı yiyeceklere dikkat</title><content type='html'>&lt;span class="saglik2008_detailsubject"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="saglik2008_detailauthor"&gt;A.A.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;             &lt;br /&gt;              &lt;table valign="top" align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt; &lt;table valign="top" align="right" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td valign="top"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;!--media başlangıç--&gt; &lt;style&gt; .hurriyet2008-detailbox-newslink   { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:none; color:#000000;} .hurriyet2008-detailbox-newslink:hover  { font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size:13px; font-weight:bold; text-decoration:underline; color:#990000;}  &lt;/style&gt;     &lt;!-- media--&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;       &lt;span class="saglik2008_detailtext"&gt;&lt;strong&gt;Temel gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin kansere yol açtığı açıklandı. İşte o yiyecekler...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;             &lt;br /&gt;&lt;p&gt;Fosfat katkılı yiyeceklerin akciğer kanserine yakalanma riskini artırabileceği bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Kore Seul Üniversitesi'nden Myong-Heng Ço ve ekibinin fareler üzerinde yaptığı araştırma, özellikle hazır yiyeceklerde kullanılan, doğal olmayan fosfatın akciğer kanserine yakalanma riskini artırabileceğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Myong-Heng ve ekibi, önce farelere akciğer kanseri hücreleri şırınga etti. Araştırmacılar, fosfat katkılı yiyecekler verilen farelerdeki kanser tümörlerinin, bu biçimde beslenmeyen farelerdekine göre daha hızlı arttığını gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Organik olmayan fosfatların insanlardaki kanser etkisi henüz çok iyi bilinmese de bilim adamları bu tür beslenme alışkanlığının sınırlanmasını tavsiye ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et, peynir, içecek ve hazır yiyeceklerde kullanılan katkı maddeleri, gıdaların korunmasının yanısıra yiyeceğin renginin, tadının ve görünüşünün bozulmamasını sağlıyor. Ek fosfat ise gıdanın görünümünü güzelleştiriyor ve su tutmasına yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma, “American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine” adlı dergide yayımlandı.&lt;/p&gt;      &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-2841138991904953615?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/2841138991904953615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=2841138991904953615' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/2841138991904953615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/2841138991904953615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/12/fosfat-katkl-yiyeceklere-dikkat.html' title='Fosfat katkılı yiyeceklere dikkat'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-5130674532250715353</id><published>2008-12-24T22:50:00.002+02:00</published><updated>2008-12-24T22:52:22.327+02:00</updated><title type='text'>Doğayı okumadan, doğaya yazamayız...</title><content type='html'>&lt;p class="habdetay_tarih"&gt;Radikal, 16/11/2008&lt;/p&gt;&lt;p class="bold"&gt;Deniz Postacı&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Sürdürülebilirlik için doğanın dilinden anlamalıyız. Doğanın dilinden anlamak ise, doğa denen karmaşık metni okumaktan geçer. Doğa metninin ekolojisini; canlı, cansız tüm bileşenlerinin birbiriyle kurduğu incelikli denge ilişkilerini okumadan, anlamadan, doğada herhangi bir şey yapamayız. Kısacası, doğayı okumadan, doğaya yazamayız...&lt;br /&gt;&lt;p&gt; İnsan türü, her an değişen doğa metni içinde yer alır. Bu metnin bir parçasıdır. Bir cümle içinde nasıl ki kelimeler uyumlu bütünler oluşturmak zorundadır. Ve bu uyumlu cümleler de metin içinde birbiriyle uyumlu olmak zorundadır. Aynı şekilde insan da doğa metni içinde uyumlu cümleler oluşturmak zorundadır. Aksi takdirde, metin anlam bütünlüğünü yitirecek ve canlılığını kaybedecektir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her metnin kendi içindeki ilişkilerden doğan bir ruhu vardır; işte o ruh metni oluşturan bileşenlerin uyumlu ilişkilerine bağlıdır. İlişkilenmek öylesine bir güce sahiptir ki, örneğin yanıcı bir gaz kimliğinde olan hidrojen ve oksijen atomları ilişkilendiğinde, birbirine bağlandığında oluşturdukları yeni metnin kimliği tamamen farklı bir ruh olan sıvı ve söndürücü bir nitelik kazanır: Su! Bir yanıcı gaz, bir yanıcı gaz daha, daha çok yanıcı bir gaz kümesi yapmıyor. Bütün, parçalarından anlaşılamayacak, tamamıyla farklı bir ruha sahip, parçalar ve bunların ilişkilerine dayanan yeni bir anlam üretir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin, virüs, kendine ait metabolizması olmadığı için canlı mı cansız mı olduğuna karar verilemeyen bir kılıf ve bir DNA; yani bir bilgiden ibarettir... Canlı niteliğini kazanabilmesi için metabolizması ve genetiği olan bir hücreyle ilişkilenmeye ihtiyacı vardır. Tek başına cansızdır. Kağıt üzerinde cansız bir mürekkep gibidir. Bir hücrenin metabolizması ve genetiğiyle ilişkilendiğinde, canlanır. Tıpkı, sözlükteki sözcüklerin, cümlenin metabolizması ve genetiği içinde anlam ve ruh kazanması gibi... Cümlelerin de, metnin metabolizması ve genetiği içinde anlam ve ruh kazanması gibi... Metinlerin de, metinler biyosferinin ya da “metinosfer”in metabolizması ve genetiği içinde anlam ve ruh kazanması gibi...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Scientific American dergisinin Aralık 2004 sayısına göre, bir hücredeki DNA zarar gördüğünde, bilgi kaybı nedeniyle o hücre ölmüş kabul ediliyor. Fakat bu ölüye bir virüs isabet ettiğinde, bozulan bilgi parçalarını tekrar düzene sokabiliyor ve ölüyü yaşama geri getirebiliyor.&lt;br /&gt;Aristo’da ruh formdur. Formsa, ilkeler doğrultusundaki ilişkilerdir. Yani, virüs olabilmek, parçalarının ilkeler doğrultusundaki ilişkilerine bağlıdır. Tıpkı, ilişkisel bütün olan bir metni, dilbilgisi ve doğa ilkelerinin üretmesi gibi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekolojik ilişkiler, biyosfer adında bir kimlik üretiyorsa ve hepimiz aslında bu kimliği oluşturan parçalarsak, bu kimliği üreten, aramızdaki akort ilişkileri nasıl okumalı ve sürdürmeliyiz? Tabii, bu ilişkileri oluşturan doğal ilkeleri tanımaya çalışarak ve bu ilkeler doğrultusundaki ilişkileri saygı ve sevgi ile karşılayarak.Yaklaşık 4 milyar yıldır doğadan yapılan okumalar DNA metnine yazılıyor... Haliyle bizler de bu okumalarla kodlanarak, şekilleniyoruz. En azından bugünkü bilimimiz bunu söylüyor... Öyle ise tamamen doğal olan bünyelerimizden gelen sesleri dinlersek, -ki buna lisan anlamında dil de dahildir-, yaklaşık 4 milyar yıllık bir okuma tecrübesine kulak vermiş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğayı taklit&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sürdürülebilirlik adına lisan olarak dilden, çıkarılacak doğaya ait birçok ders vardır ki bunların başında müzikalite gelir: Türümüzü bir bebek, gezegenimizi de bu bebeğin anası olarak, görecek olursak, nasıl her bebek iletişim ve ilişki kurmaya, anasını taklit ederek başlamışsa, insan türü de doğayla yani anasıyla bağlantı ve iletişim kurmaya, lisan geliştirmeye anasını, yani doğayı taklit ederek başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki, dil için doğada taklit edilebilecek en önemli unsurdan biri nedir ki, bundan sürdürülebilirlik adına nasıl bir ders çıkaralım? Bu ders, periyodik döngüselliktir. Bu ritme, dildeki ses olarak bakacak olursak, dalga da diyebiliriz. Dalganın da doğası geometrik halkadır. Dünya, Güneş çevresinde belirli bir periyotla döner. Gece ve gündüzü bu periyotlu döngüsellik belirler. Mevsimler, döngüseldir. Su, yağmur şeklinde bu döngüye uygun, bölgelere göre belirli miktarlarda yağar vs... Çöl, yağmur yağmayan yer değildir. Yağmurun belirsiz aralıklarla, dengesiz yağdığı yerdir. Bu periyodik döngüsellikler, gezegene bir müzikalite getirir. Olumlu bileşenlerdeki dalgasal bu döngüsellikler, yaşam zenginliği oluşturur...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dildeki müzik de, doğayı taklit eden bu dalgasal döngülerden oluşur. Şiirde zirvesine ulaşır. Biyoakustik uzmanı Bernie Krause, Kaliforniya Bilimler Akademisi için Kenya’daki Masai Mara Ulusal Parkı’nda uçan, yürüyen, sürünen, amfibiyen hayvanlardan ve böceklerinden oluşan 15 bin türün sesini 3500 saat boyunca kaydetti. Krause’a göre doğada bir orkestra var. Her tür ve her birey kendi bölgesinde kendine has ama orkestranın diğer üyelerine akort, müzikal cümlelerini üretiyor. Krause’a göre, bu biyosenfoni doğanın ekolojik enerji ve madde akışlarını düzenleyen trafik işaretleri... Yani, doğadaki canlılık için ses dalgalarıyla kurulan cümlelerin oluşturduğu bir metin... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin, Mozart’ın ormandaki bestekâr arkadaşı sığırcık kuşu da, bu biyosenfoninin bir üyesiydi. Mozart, arkadaşının sözlerini zihninde yavaşlatarak, ölümsüz bestelerinin melodilerini buluyordu. Ölünce, Mozart onun için bir tören yaptı...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine son yapılan bilimsel araştırmalarda, bazı kuşlarda kekemelik tespit edildi. Bu çalışmalardan yola çıkarak, bilim insanları, kuşların melodik ötüşlerinin aslında bir dil olduğunu söylüyorlar. Tıpkı bizimki gibi taklitle öğrenilen periyotlu melodik bir dil. İyi öten şair kuş, kızı kapıyor, düşmanı kovalıyor. Belki de bu nedenle Mozart, ölen, ilham perisi ve hergele şair arkadaşı sığırcığa, bir müzik dahisi olmasına rağmen, müzikle değil de, bir şiir ile veda etmiştir...&lt;br /&gt;Bizler de şiir tadında sürdürülebilir yaşamlar kurmalıyız ki doğal anadilimizde doğaya yazabilelim...Yoksa, bu iletişimsiz kopukluk, bizi öldürecek!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-5130674532250715353?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/5130674532250715353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=5130674532250715353' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5130674532250715353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5130674532250715353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/12/doay-okumadan-doaya-yazamayz.html' title='Doğayı okumadan, doğaya yazamayız...'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-7770564710567105794</id><published>2008-12-24T22:42:00.002+02:00</published><updated>2008-12-24T22:43:13.776+02:00</updated><title type='text'>Sürdürülebilir yaşam için yeni insan</title><content type='html'>&lt;p class="habdetay_tarih"&gt;Radikal, 05/10/2008&lt;/p&gt;&lt;p class="habdetay_tarih"&gt;Deniz Postacı&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çevresel kriz karşısında günümüz insanının kendini ve çevresini yeniden kavrayışı nasıl olmalı acaba? Şimdi, bizim alışık olduğumuz milyar diye bir rakam var ya hani; dokuz sıfırlı... Onun da bir büyüğü var trilyon; 12 sıfırlı... Onun da bir büyüğü var katrilyon; 15 sıfırlı... Onun da bir büyüğü var kentilyon; 18 sıfırlı...&lt;br /&gt;Bu kentilyon seviyesi şu açıdan önemli, evrende bildiğimiz 100 kentilyon güneş benzeri yıldız var. 10 kentilyon güneş sistemi benzeri gezegenleri olan yıldız sistemi var ve içinde yaşam olasılığı olan 1 kentilyon dünya benzeri gezegen var. Bu gezegenler, bizimkine benzemese de, sadece yaşam olasılığı taşıması açısından benzer. Bu benzerliği abartmamak lazım... Gezegenimizdeki yaşamın neredeyse sonunu getirecek küresel çevre felaketinden oralara kaçsak, adapte olamayabiliriz yani... Onlar da kaçsa gelse, dünyamızdaki bir virüs veya bakteri veya bir molekül, gelenlerin kökünü kazıma ihtimaline sahip...&lt;br /&gt;Bu yüzden elimizdekine gözümüz gibi bakmalıyız!..&lt;br /&gt;21. yüzyılın bildiğimiz biyolojik formatın son yüzyılı olduğunu söyleyen ve bu yüzyıl 6 milyar insandan 1 milyar insan kalacağını söyleyen iklim bilimci James Lovelock’a göre gezegenimizin doğumu olan 4,5 milyar yıl öncesinden bugüne kadar, Güneş ısısını yüzde 30 artırdı. Fakat gezegenimizin ısısı yüzde 30 artmadı. Ama 4 milyar yıl önce yaşam zenginliği gelişmeye başladı. Bunun nasıl olduğunu küçük bir deneyle siz de anlayabilirsiniz. Yaz mevsimi sıcak bir öğlen saatinde güneş altında 1 saatten fazla kalmış bir arabanın kaportasına çıplak elle dokunun ve sonra diğer elinizle aynı şartlarda bir bitkinin yaprağına dokunun! Unutmayın bitki hep orada duruyordu. Yani büyük ihtimalle arabadan daha uzun bir süre güneş altında kalmıştır ve sizin de hissedeceğiniz gibi hiç sıcak değildir.&lt;br /&gt;Güneşin görünen ışığına duyarlı gezegenin 400 kJ/mol’lük bağlarından yaşam zenginliği oluşuyor... Ve biz bu 13,2 milyonluk türsel zenginliğin ancak 1,7 milyonunu şimdiye kadar tanıyabildik. Yani, yüzde 13’ünü... Bu zenginliğin yüzde 86’sından henüz haberdar değiliz.&lt;br /&gt;Üstelik kendi bedenlerimiz bile bir türler birliği. Discover dergisinde yayınlanan ve daha sonra Bilim ve Teknik dergisi için Türkçe’ye çevrilen bir makaleye göre, insan bedeninde bulunan hücrelerin yüzde 90’ı mikroskobik canlılar: Mikroplar, bakteriler, mikroorganizmalar, mantarlar, vs... İnsan DNA’sının yüzde 8’i virüs DNA’larının kalıntıları...&lt;br /&gt;Mikro ve makro ölçekte biyobirlikler içinde yaşıyoruz... Kaçımız içinde yaşadığımız ve üyesi olduğumuz bu biyobirliklerin farkında? Ve kaçımız bu biyobirliklerin, yaşadığı coğrafyanın iklimiyle, taşıyla, toprağıyla, suyuyla oluşturduğu ekolojik taşıma kapasitesine bağımlı olacağının farkında? Örneğin ülkemizin batı ve güneybatı coğrafyasında yer alan yaşam birlikleri ne güzel burcu burcu kokarlar: Lale, sümbül, nergis, reyhan ve süsenin öz yurdudur bu coğrafya. Bunların yanında Manisa lalesi, çiğdem, sahlep, glayol ve çeşit çeşit ballıbaba türleri... Dam koruğu, sütleğen, sarı papatya, şebboy ve cayır otu türleri baharda yamaçlardan kokularıyla ve renkleriyle ses verir... Pırnal meşesi ve ardıçla taçlanan bu coğrafyanın maki yaşam birliğinden, bu birliğin insanı ne öğrenir peki?...&lt;br /&gt;Koku ile hayvandan korunan kaynakların azlığını öğrenir... Zamanı, mekânı ve enerjiyi dönüştürerek, tüketmeden, yararlanmayı öğrenir... Hepsinden önemlisi yaşadığı coğrafyanın iklimiyle, taşıyla, toprağıyla, suyuyla oluşturduğu ekolojik taşıma kapasitesinin koyduğu sınırlara boyun eğmeyi öğrenir. Bir de bu bitkilerdeki renk, koku ve tat cümbüşünün insanın değil de, sinek gibi böceklerin zevki olduğunu öğrenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul’da 12 ekolojik sistem&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Doğa Derneği’nin tespitlerine göre İstanbul’da 12 ayrı ekolojik sistem var... Yani, bir semte has bitki var. Başka semtte yetişmiyor. Örneğin, Ümraniye çiğdemi... Veya İstanbul kardeleni veya Büyükada’daki maki birliği... İstanbul, coğrafyası nedeni ile farklı farklı hava, taş, toprak ve suya sahip. Fakat bu zenginliğin taşıma kapasitesi nedir? Tabii, kapasiteyi aştığımız aşikâr... Peki biz, birlik ve beraberlikten uzak, İstanbul coğrafyasına has kozmopolit biyobirliği ezen, doğasından kopuk, yine bu coğrafyanın ekolojik taşıma kapasitesinin sınırları karşısında haddini bilmez, küstah ve isyankâr metropol insanları mıyız?.. Demek istediğim, doğanın kıymetini bilmek için yiyeceğimizin ve içeceğimizin bahçemizdeki doğa anadan gelmesi gerekiyor... Marketten değil... Yoksa, market raflarında sebzenin meyvenin ardındaki gözden ırak toprak, gönülden de ırak oluyor...&lt;br /&gt;Sonuç olarak, sadece insan varlığını kapsayacak şekilde kullandığımız toplum kavramını doğaya genişletiyorum. Bunu yapmakla da yeni kamuyu ve kamusal yararı, yaşam temelinde ilişkili tüm canlı ve cansız varlıkları kapsayacak şekilde yeniden tanımlıyorum. Ve hatta, insan bilincini, artan güneş enerjisini sönümleyen, biyosfer hesabına çalışan, bağışıklık sisteminin bir işi olarak görüyorum... Ki bu bizi, bilinçlerimizin, yani ben dediğimiz fiziksel farkındalığımızın bir yanıyla biyosferin dengesine bağlı ve bir yanıyla da bu dengeyi sürdürmeye çalışan bir sistem olduğu fikrine götürüyor. Bağışıklık sistemimizin elektrokimyasal boyutu olarak, emanet aldığımız fiziksel farkındalığımızı, doğaya borçlu olduğumuz için, onu sevmeli ve saygı duymalıyız. Yoksa, doğada yapacağımız düşüncesiz ve duygusuz yıkımlar, sonuçta gelip özbenliklerimizin yıkımına dayanacaktır...&lt;br /&gt;Akort kavramını bir kez daha hatırlatmak isterim. Akort kelimesinin kökü, Latince “ad cordis”den gelir. Ve cordis, kalp demektir. Ad ise, -e doğru demektir... Yani, mecazi anlamda akıl ve gönüle doğru demektir. Ki bu da, yaşamı üreten tüm canlı ve cansız varlıkların bir nedensellik zincirinde değil, bir nedensellik halkasında yer alan birlik ve beraberlik içindeki derin anlam demektir. Bu nedenle, yaşadığımız çevresel kriz karşısında insanı, ölçülere bağlı doğanın akort dizgesi içinde biyosferal ego olarak, yeniden kavrıyorum...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-7770564710567105794?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/7770564710567105794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=7770564710567105794' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/7770564710567105794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/7770564710567105794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/12/srdrlebilir-yaam-iin-yeni-insan.html' title='Sürdürülebilir yaşam için yeni insan'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-4719574309903337976</id><published>2008-12-17T00:46:00.002+02:00</published><updated>2008-12-17T01:02:23.339+02:00</updated><title type='text'>Caretta caretta'ların üreme alanında, Ören Belediyesi tarafından kum alınmış</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(68, 68, 68);font-family:'Segoe UI';font-size:10;"  &gt;Anamur Çevre - Doğa ve Turizm Derneği ( AÇED ) basın açıklaması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caretta caretta'ların üreme alanında, Ören Belediyesi tarafından kum alınmıştır. Bunu 'PROTESTO' ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Aralık 2008, Pazartesi günü saat 05.00 sıralarında, Ören Belediyesine ait iş-makinaları ve kamyonlar ile sahilden kum alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUgzcOkSHKI/AAAAAAAAAz8/wIlOUS7Y59w/s1600-h/%C3%B6nen.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 316px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUgzcOkSHKI/AAAAAAAAAz8/wIlOUS7Y59w/s400/%C3%B6nen.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280527123131538594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(68, 68, 68);font-family:'Segoe UI';font-size:10;"  &gt;&lt;br /&gt;Durumu, bir vatandaşın ihbarı ile olay yerine gelen ve görüntülüyen muhabirin çektiği fotolar ve haber için,&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.anamurhaberci.com/haber_detay.asp?haber_id=1195" target="_blank"&gt;http://www.anamurhaberci.com/&lt;wbr&gt;haber_detay.asp?haber_id=1195&lt;/a&gt; den bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.7 kmlik 'Anamur Kumsalı'nin bir parçası olan 'Ören', Türkiye'nin en yoğun caretta caretta yuvalama alanlarından biridir ve koruma altındadır.&lt;br /&gt;2008 yılı yuvalama döneminde, Mersin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Anamur Milli Parklar Müdürlüğü ve AÇED'in beraber yürüttüğü 'Koruma Programı' içinde,  808 yuva tespit edilmiştir ve km ye 64 yuva düşmektedir.  Bu sayı, yuvalama açısından 'Anamur Kumsalı'nı, Türkiye'nin en yoğun 'üreme alanı' konumuna getirmiştir. Fakat Ören Belediyesi, sanki böyle bir durum yokmuş gibi, sahilde geri dönüşü asla olamayacak tahribat yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Uyarılarımıza rağmen, tahribatlarını sürdüren belediye, aynı zamanda suç işlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ören Belediyesi'nin sahilden böyle bir kum alma yetkisi, ya da ruhsatı yoktur.  Türkiye Cumhuriyet'i uluslararası Bern ve Barselona protokollerine taraf bir ülkedir ve nesli tehlikede olan varlıklardan kabul edilen Caretta caretta ları korumak ile zorunludur.  Caretta caretta ların üreme kumsalından alınan bu kumlar, sahilin 'çakıllaşmasına' neden olacağı içinde, ayrıca sakıncalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adana Kültür ve Tabiatı Koruma, Mersin Valiliği, Mersin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığına bu durumun bilgilendirilmesi ve gereken kanuni işlemlerin yapılması içinde başvuruyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve Saygılarımızla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğuz Han ALIÇLI&lt;br /&gt;AÇED &lt;a href="http://xn--yn-fka.kur.ba/" target="_blank"&gt;Yön.Kur.Ba&lt;/a&gt;ş.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-4719574309903337976?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/4719574309903337976/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=4719574309903337976' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/4719574309903337976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/4719574309903337976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/12/caretta-carettalarn-reme-alannda-ren.html' title='Caretta caretta&apos;ların üreme alanında, Ören Belediyesi tarafından kum alınmış'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUgzcOkSHKI/AAAAAAAAAz8/wIlOUS7Y59w/s72-c/%C3%B6nen.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-1097622453655349130</id><published>2008-12-16T09:10:00.006+02:00</published><updated>2008-12-16T09:17:10.803+02:00</updated><title type='text'>Tohum Savaşları</title><content type='html'>(Levent Kartal'a aşağıdaki çevirisi ve yorumu için teşekkür ediyoruz)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son üç dört yıl Genetiği Değiştirilmiş tohumların tehlikeleri üzerine bir dizi kitap, belgesel ve makaleye tanık olduk. Bunların çoğu bu tohumların sağlık ve çevre açısından etkilerine odaklanmıştı; ancak bunların neredeyse hiçbiri Genetiği Değiştirilmiş tohumların kitle imha silahı olması konusuna değinmemişti. Engdahl Yıkımın Tohumları adlı kitabında bu konuya değiniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engdahl öjeniğin (eugenics) fikri temelleri olan, hasta, renkli derili ve yok edilebilir ırkların toplu itlafının ABD'de nasıl  atıldığını ve hatta yasal olarak kabul edildiğini dikkatli bir şekilde belgeliyor. Öjenik araştırmaları Rockefeller ve diğer elit aileler tarafından desteklenmiş ve Nazi Almanyasında denenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en fakir ülkelerinin doğal kaynaklarla en iyi şekilde donanmış ülkeler olması bir şans. Bu bölgeler aynı zamanda da artan nüfusa da sahip olan bölgeler. ABDnin iktisadi ve askeri gücüyle gittikçe artan bir şekilde entegre  olan Avrupanın yönetici konumundaki aileleri arasındaki korku şuydu: Eğer fakir ülkeler gelişirse petrol, gaz ile stratejik öneme sahip mineral ve metaller beyaz nüfus için azalabilir. Bu yönetici elit için kabul edilemez bir durumdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egemen elitin zihnindeki ana düşünce yer altı kaynakları açısından zengin ülkelerdeki nüfusun azaltılmasıydı ancak  bunun ters bir tepkiye yol açmadan nasıl gerçekleştirileceği bilinmiyordu. ABDdeki petrol reservleri 1972de zayıfladığında ve petrol ithal eder hale geldiğinde durum alarm vermeye başladı ve ajanda (nüfus azaltımı) ön plana çıktı. Rockefellerlar tarafından beslenen Nixonun ana stratejistlerinden Kissinger nüfuz azaltım planlarını ayrıntılarıyla açıkladığı Ulusal Güvenlik Araştırma Yazısını (NSSM200) hazırladı. Bu yazıda özellikle 13 ülke geçiyordu: Bangladeş, Brezilya, Kolombiya, Mısır, Etyopya, Hindistan, Endonezya, Nijerya, Pakistan, Türkiye, Tayland ve Filipinler.    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUdV1FXq6AI/AAAAAAAAAzs/0i0q1HZkueg/s1600-h/karikat%C3%B6r+monsanto.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 279px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUdV1FXq6AI/AAAAAAAAAzs/0i0q1HZkueg/s400/karikat%C3%B6r+monsanto.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280283458578081794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılacak kitle imha silahı ise gıda idi; bir açlık durumu olsa  dahi gıda nufus azaltımı için (bir araç olarak) kullanılacaktı. Kissingerin 'petrolü kontrol ettiğinde ulusları, gıdayı kontrol ettiğinde insanları kontrol edersin' dediği bilinmektedir. Küçük bir grup insanın elitist felsefeyi, insanları kontrol etmek için gıdayı kontrol etme düşüncesini nasıl gerçekçi uygulanabilir bir olasılığa kısa sürede dönüştürdüğü Engdahl'ın kitabının temelini oluşturuyor. Bu, Rockefellerlar ve Kissinger ile diğerlerinin başrolleri oynadığı   kitabın baştan sona ana teması.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;William Engdahl ın 'Yıkımın Tohumları' adlı kitabının Arun Shrivastava'ya ait ingilizce yorumun tamamını &lt;a href="http://www.globalresearch.ca/"&gt;www.globalresearch.ca&lt;/a&gt; web sitesiden okuyabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-1097622453655349130?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/1097622453655349130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=1097622453655349130' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1097622453655349130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1097622453655349130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/12/levent-kartala-aadaki-yazs-iin-teekkr.html' title='Tohum Savaşları'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUdV1FXq6AI/AAAAAAAAAzs/0i0q1HZkueg/s72-c/karikat%C3%B6r+monsanto.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8415612902302542197</id><published>2008-12-12T16:34:00.002+02:00</published><updated>2008-12-16T09:20:10.770+02:00</updated><title type='text'>Doğa Derneği'nin mücadelesi meyvesini verdi</title><content type='html'>Hasankeyf Kurtuluyor&lt;br /&gt;Avusturya Ilısu’dan çekildi&lt;br /&gt;12 Aralık 2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasankeyf’i sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı’na kredi veren ülkelerden Avusturya projeden desteğini çektiğini açıkladı. Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger, Avusturya ulusal televizyon kanalı ORF’nin ana haber bülteninde yaptığı açıklamada Türkiye’nin gerekli şartları yerine getirmemesi nedeni ile Ilısu Barajı Projesi’nden çekildiklerini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUdWl4XByzI/AAAAAAAAAz0/xdq7e_PFE9c/s1600-h/hasankeyf.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUdWl4XByzI/AAAAAAAAAz0/xdq7e_PFE9c/s400/hasankeyf.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280284296899316530" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya, Avusturya ve İsviçre’nin Ilısu Barajı için Türkiye’ye verdiği “kredi desteğini çekme ültimatomunun” süresi dolmadan Avusturya baraj projesinden desteğini çektiğini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baraj karşıtı aktivistlerin önceki gün Ilısu Barajı’na kredi desteği veren Avusturyalı bankayı işgal etmesinin ardından ulusal televizyon kanalı ORF’nin ana haber bültenine katılan Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger yaptığı açıklamada, Türkiye’nin 153 şartın hiçbirini yerine getirmediğini belirterek “Bir taraf şartları belirlediyse (150’den fazla şart belirlendi) ve bu şartlar yerine getirilmediyse proje finanse edilemez. Benim için Avusturya bu ortaklığa artık son vermiştir” dedi. Aynı programda baraja finans desteği veren Oesterreichische Kontrollbank’ın (OeKB) direktörü Rudolf Scholten de Türkiye’nin projenin şartlarını yerine getirmediğini kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa Derneği Kampanya Koordinatörü Erkut Ertürk de yaptığı açıklamada:“Bu Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin çok uzun zamandır beklediği bir haber. Bu karar kampanyamız açısından büyük bir dönüm noktası. Hasankeyfli’ler ile birlikte Doğa Derneği, Türkiye’nin Ilısu baraj projesini iptal ederek bu korkunç hatadan geri dönmesini ve Hasankeyf’in UNESCO’nun Dünya Miras Listesi'ne eklenmesini talep ediyor. Şimdi başta hükümet olmak üzere herkes bu tarihi mirasa ve doğal zenginliğe sahip çıkmalıdır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan böyle bir kararla hem Türkiye’nin doğal ve tarihi mirasına sahip çıkmış, hem de alternatif bir kalkınma vizyonu ortaya koymuş olacaktır” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa Derneği bir hafta önce belirlenen şartların ihlal edilerek, baraj inşaatının başladığını fotoğraflarla duyurmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber bültenindeki röportajı izlemek için:&lt;br /&gt;http://ondemand.orf.at/news/player.php?id=zib2&amp;amp;day=2008-12-10&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportajın metni:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORF:  Sayın Bakan, OeKB’nin kredisini çekerek projeye ya da en azından projedeki Avusturya ortaklığına bir son vereceği doğru mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakan: Benim açımdan doğru. Eğer bir taraf şartları belirlediyse – 150’den fazla şart belirlendi – ve bu şartlar yerine getirilmediyse, proje finanse edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORF: Peki bu Avusturya-Türkiye ilişkileri açısından ne anlama geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakan: Bununla iki ulusu da kapsayacak düzeyde profesyonel olarak baş etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ama olması gerekiyorsa, olması gerekiyor - pacta sunt servanda – (yaklaşık olarak söze sadakat, ahde vefa anlamına gelen ve hukukun en temel ilkelerinden sayılan Latince hukuk terimi). Kontratlar imzalanmışsa, şartları yerine getimek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oesterreichische Kontrollbank’ın (OeKB) direktörü Rudolf Scholten’in ORF’ye yaptığı açıklama:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORF: Ilısu projesine karşı olanlar Türkiye’nin şartlar yerine getirmediğini söylüyorlar. Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Scholten, OeKB: Meseleyi biz de bu şekilde görüyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8415612902302542197?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8415612902302542197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8415612902302542197' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8415612902302542197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8415612902302542197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/12/hasankeyf-kurtuluyor.html' title='Doğa Derneği&apos;nin mücadelesi meyvesini verdi'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SUdWl4XByzI/AAAAAAAAAz0/xdq7e_PFE9c/s72-c/hasankeyf.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-5412822781364743101</id><published>2008-10-18T17:46:00.000+02:00</published><updated>2008-10-18T17:47:28.677+02:00</updated><title type='text'>Uyan, Kafayı Ye, Sonra da Aklını Başına Topla</title><content type='html'>Leo Murray'ın filmini izlemek için: Uyan, Kafayı Ye, Sonra da Aklını Başına Topla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.leomurray.co.uk/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leo Murray'ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filmi aynı zamanda çok da etkileyici. Herkesin izlemesi lazım diyerek sizlerle paylaşıyoruz. Filmin senaryosunun Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisini de okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık radyo - Londra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Ekim 2008, Cumartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leo MURRAY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu artık kutup ayılarıyla ilgili birşey olmaktan çıktı. Şu anda bizzat medeniyetin geleceği sallantıda.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Öyle anlaşılıyor ki, bugüne kadar, iklim değişikliğinin gelecekte ne gibi etkileri olacağını hesaplarken, tablonun çok önemli bir parçasını gözden kaçırmışız. Ve gene öyle anlaşılıyor ki, dünyanın iklim sisteminde bir devrilme noktasına varmamız, neredeyse bir an meselesi! O kadar tehlikeli yani. Devrilme noktası derken, artık geri dönüşü olmayan noktayı kastediyoruz; öyle ki, artık o noktadan sonra gerçekten fecî şeyler olması kaçınılmaz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şöyle düşünelim: Son üç milyon yıldan beri gezegenimizin iklimi, mutlaka iki kararlı denge halinden birinde bulunmuş. Güneş ışınımlarındaki küçük değişmeler, bizi ya ona ya da ötekine itecek enerjiyi sağlamış. Daha serin çukurda olduğumuzda gezegen bir buzul çağına girmiş oluyor; daha sıcak çukurda olduğumuzda da gezegenin iklimi, şu an içinde yaşadığımız iklime çok yakın birşey oluyor. İnsanlık tarihinin tamamı da böyle bir iklimde geçmiş zaten.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sorun şurada ki, fosil yakıtları kullanma tarzımız, bizi o küçük kararlı çukurumuzdan çıkarıp gitgide daha uzağa, şu tepenin öbür taraftaki yamacına doğru itip duruyor. Devrilme noktası da, tepenin doruğunu aştığımız nokta oluyor: o noktadan sonra gezegenimizi çok daha sıcak bir yer olmaya doğru itmemize gerek kalmıyor artık; o kendi başına oraya doğru yuvarlanıp gidecek zaten. Devrilme noktası, iklim sistemlerinde mevcut olan bir dizi artı geri besleme mekanizmasından kaynaklanıyor: bu mekanizmalar da insan yapısı ısınmanın etkilerini çok güçlendirerek iklim değişiminin her türlü denetimin dışına çıkmasına yol açıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mekanizmalardan birincisi, Albedo Etkisi. Beyaz yüzeyler güneş ışınlarını koyu renkli yüzeylerden çok daha fazla geri yansıtır; dolayısıyla, sera gazlarından kaynaklanan küresel ısınma buzlarla karları erittikçe, geride lacivert okyanuslarla koyu renkli karalar bırakır. Yeni açığa çıkan bu koyu yüzeyler şimdi daha fazla güneş ışını emerek daha fazla ısınmaya yol açar, bu ısınma da daha fazla buz ve kar erimesini beraberinde getirir ve bu böyle sürüp gider.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İkincisi, su buharı. Yoğuşmamış su buharı aslında karbondioksitten daha önemli bir sera gazı. Gerçekte biz çok fazla su buharı salımında bulunmayız, ama gezegen ısındıkça buharlaşma oranı artar, nem seviyesini yükseltir ve Dünyanın termal (ısıl) battaniyesini kalınlaştırır; bu da ısınmayı büsbütün artırır, sıcaklık artışı da buharlaşmayı artırır vesaire vesaire...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Üçüncüsü, CO2'nin emilim süreci. Normalde her yıl insan faaliyetlerinden kaynaklanan CO2 salımlarının yarısı kadar bir miktar, ormanların, planktonların ve bizzat okyanusun bir bileşimi tarafından yeniden emilime uğrar. Ne var ki, okyanus yüzeyi, içinde çözülüp eriyen CO2 yoğunluğundaki artış yüzünden gitgide daha asitli bir hale gelmektedir. Aynı zamanda okyanus yüzeyindeki su sıcaklığı da yükselmekte,  bu yüzeye gitgide yayılan sıcak, asitli bir katman oluşturmaktadır. Bu katmansa, CO2'nin atmosfere karışmasını engelleyen planktonların kökünü kazımaktadır. İşin daha da kötüsü, sıcak su, soğuk sudan daha az CO2'yi içinde barındırır ve dolayısıyla, ısındıkça, daha önce emmiş (absorbe etmiş) olduğu CO2'nin bir kısmını da atmosfere salıvermeye başlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dördüncüsü, karadaki yutaklar. Tıpkı denizlerdeki ekosistemler gibi karadaki eko sistemler de normalde karbon yutağı olarak işlev görür: bitkiler atmosferden karbon çekip bunu kendi büyümeleri için kullanırlar. Ne var ki, ısındıkça bu ekosistemlerin dengesi bozulur; bitkiler CO2'yi emme konusundaki etkinliklerini gitgide yitirirlerken, topraktaki mikro organizmalar da CO2 salımı konusunda gitgide daha etkin hale gelirler – ve böylelikle, ekosistem bir bütün olarak karbon yutağı olmaktan çıkıp bir karbon kaynağına dönüşür. Sonuçta, sıcaklık artıp yağmurlar azalınca, orman yangınları da söndürülemez hale gelir. Ormanda depolanmış tüm karbon duman olup atmosferdeki sera gazlarına eklenir, bu da küresel ısınmayı artırır, ısınma ise karbon yutaklarının etkinliğini büsbütün azaltır ve bu böyle gider.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beşincisi, metan. Sibirya'da, Fransa ile Almanya'nın toplam yüzölçümü (ya da Türkiye'nin yaklaşık 1,5 katı) büyüklüğünde bir alanda donmuş turbalık (tundra) erimekte; o eridikçe muazzam miktarlarda metan açığa çıkmaktadır. Metan, atmoferdeki ömrü kısa olan bir sera gazı olmakla birlikte, küresel ısınma üzerindeki etkisi, karbondiyoksit etkisinin 20 katıdır. Ne kadar metan açığa çıkarsa, ısınmaya o kadar büyük katkıda bulunmakta, permafrost denen sürekli donmuş tabaka ne kadar çok erirse, o kadar çok metan açığa çıkmaktadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ne yazık ki, devasa donmuş metan depolarını barındıran tek yer kuzey kutbundaki tundra değildir. Dünyanın dört bir yanında deniz tabanının altında, donmuş kristaller halinde pusuya yatmış bekleyen 10 trilyon ton metan bulunduğu hesaplanmaktadır. Okyanus sıcaklığını yeterince artırırsak – ki, hangi miktarın yeterli olacağını dünyada bilen kimse yok – bu depolanmış metanın âniden atmosfere salıverilmesini tetiklemiş olacağız. Bu olay son defa meydana geldiğinde, yeryüzü sıcaklığı birdenbire 10 derece yükselmişti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşte bunlar, küresel iklim sisteminin neden bir devrilme noktası bulunduğunu izah eden geri besleme mekanizmalarından bazıları. Sistem içindeki her bir geri beslemenin kendi iç devrilme noktası mevcut. Ve, iklim değişikliklerini öngören modellerde eksik olan da işte bu: yani, unsurların birbirini karşılıklı olarak güçlendirip pekiştirdiği bu karmaşık sistemin içerisindeki ilişkiler modellerde yer almıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şimdiye kadar dünyanın sıcaklığını yalnızca 0.8 C derece artırdık. Ama, salımlarla sıcaklık artışı arasında 40 ya da 50 yıllık bir gecikme olduğundan, halihazırda atmosferde bulunan emisyonların, önümüzdeki birkaç on yıl içinde dünya sıcaklığını 0.6 C daha artıracağı kesin. Bu ise bizi kolayca tepenin doruğuna çıkarabilir, hatta tepeden aşırabilir bile.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu kritik eşiği aşarsak, dünyada sıcaklıklar 6 derece kadar fırlayabilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Böyle birşey olursa eğer, doğal âlem büyük bir kitlesel yıkıma uğrayacak, halihazırda gezegeni paylaştığımız bitkilerle hayvanların büyük çoğunluğu yeryüzünden silinip gidecek – ama aynı zamanda, dünya ekosistemleri eriyip giderken, etrafta çok daha fazla fare, sinek, hamamböceği ve sivrisinek kol geziyor olacak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yağış dağılım şekilleri değiştikçe, buzulların beslediği ırmaklar kurudukça, yükselen deniz seviyeleri yeraltı su kaynaklarını tuzladıkça, insanlığın gezegene vurduğu ilk darbe,  içme suyuna erişimin hızla ve keskin şekilde azalması şeklinde tezahür edecek. Tarım ürünleri azalır, ormanlar yanıp gider, çöller genişleyip durur, sahil bölgeleri de sürekli sular seller altında kalırken, milyarlarca insan da pılını pırtısını toplayıp, başka yerlerde rızkını aramaya çıkacak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ama nereye gidecekler ki?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'İnsanlık' bunun da altından kalkabilir. Ama, Britanya gibi hâlâ yaşanabilir kalan ülkelerde, arta kalan kıt kaynakların çoğunun, bu yaptıklarımızdan dolayı artık kendi ülkelerinde barınma imkânı kalmamış olan aç biilaç milyonları dışarıda tutma savaşı için kullanıldığı bir dünyada 'insanlığın' ne gibi bir anlamı kalmış olabilir ki? Dünya tepeden tırnağa silahla dolup taşıyor. Gezegen üzerinde her yedi insan başına bir ateşli silah düşüyor. Bugün hayatta olan muazzam sayıda insanı yeryüzünün destekleme kapasitesi giderek düşerken, huzur içinde yatağımızda ölme şansımız da düşüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Peki, tamam, şimdi de iyi haber geliyor: Bunların hiçbiri, kaçınılmaz bir kader değil – henüz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Paniğe kapılmanın, umutsuzluğa düşmenin zamanı değil şimdi. Şimdi harekete geçmenin zamanı – hâlâ olanağımız varken. Şunu artık farketmemiz şart: Önümüzdeki kısacık zaman içinde hükümetlerin ve şirketlerin bu büyük tehlikeye cevap vermeye muktedir olup olmadıkları, koca bir soru işaretinden ibaret. Gerek hükümetlerin, gerekse şirketlerin önlerinde 20 yıl vardı – ama bunu çarçur etmediklerini gösteren tek bir işaret bile yok ortada. Bunun tek sebebi de şu: Onlar, kısa vadede sınırsız ekonomik büyümeyi, yeryüzünde insan hayatının devam etmesinden önde tutan bir öğretiye sonuna kadar sadık kalıyorlar. Oysa, sera gazı salımlarını bilimin gösterdiği çerçeve iç inde azaltmak için ne yapmamız gerektiği konusunda bir esrar perdesi yok önümüzde. Yapmamız gereken, tüketimi azaltmak. Bu kadar basit işte.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ama, metaların ve enerjinin mütemadiyen artarak tüketilmesi esasına dayalı bir toplumda daha az tüketim, düşünülemez bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse bütün soruların cevaplarını bilemez elbette, ama bunun önümüzdeki yegâne hayat tarzı olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu hayat tarzının hepimizi ortadan kaldıracağı neredeyse kesin bir gerçeklik olduğuna göre, bazı alternatifleri âcilen gözden geçirmemizde sonsuz yarar var. Bugün şurası çok açık ki, iklim değişikliğine karşı savaşı fiilen kazanabilmemiz için, her birimizin kendi yaşam tarzında köklü değişiklikler yapmak da yeterli olmayacak.  İhtiyaç duyduğumuz değişimleri önlemek için ellerinden geleni asla artlarına koymayacak olan o çok kudretli yerleşik çıkarlara da bilfiil karşı durmak zorunda kalacağız. Basit birer tüketici olmanın ötesine geçmek zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşi benzeri görülmemiş bir dönemden geçiyoruz. Denetimden çıkmış küresel ısınmanın önüne geçmek, tüm insanlık tarihinin en önemli biricik görevi – ve bu görev bizim omuzlarımıza kaldı. Bunu biz omuzlamazsak, hayatımızda başarmak için uğraştığımız her şey ya yerle bir olacak ya da tüm anlamını kaybedecek. Bizden önceki kuşaklar bu sorun hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Bizden sonra gelecek olanlarınsa bu konuda hiçbir şey yapmaya güçleri yetmeyecek. Bize gelince, bizim hâlâ biraz vaktimiz var! Ama, hemen harekete geçsek iyi olur.(LM/ÖM/EÜ)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-5412822781364743101?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/5412822781364743101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=5412822781364743101' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5412822781364743101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5412822781364743101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/10/uyan-kafay-ye-sonra-da-akln-bana-topla.html' title='Uyan, Kafayı Ye, Sonra da Aklını Başına Topla'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-89679167404793553</id><published>2008-10-13T09:19:00.008+02:00</published><updated>2008-10-14T21:09:26.219+02:00</updated><title type='text'>19 Ekim Pazar günü saat 12:00'de buluşuyoruz...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SPL2foAAwlI/AAAAAAAAAkU/mBD4mSSvTFo/s1600-h/%C3%96%C4%9F%C3%BCmce+Bah%C3%A7esi.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SPL2foAAwlI/AAAAAAAAAkU/mBD4mSSvTFo/s400/%C3%96%C4%9F%C3%BCmce+Bah%C3%A7esi.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5256534738268635730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;table style="width: 454px; height: 60px;" class="info_table" border="0" cellspacing="0"&gt;&lt;caption&gt;&lt;br /&gt;&lt;/caption&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="label"&gt;Tarih:&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;div class="datawrap"&gt;19 Ekim 2008 Pazar&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="label"&gt;Zaman:&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;div class="datawrap"&gt;12:00 - 15:00&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="label"&gt;Yer:&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;div class="datawrap"&gt;Öğümce köyü - Beykoz (Cam Ocağı Vakfı ile aynı köyde)&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Öğümce köyü, henüz bozulmamış ormanları, toprağı ve insanı ile doğa dostu tarım konusunda fırsatlar sunan Istanbul'daki nadir bölgeler arasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orman köylüsü Cumhur Denizkıran, yıllardır süren "temiz" çiftçilik deneyimlerini bizlerle paylaşacak. Sağlıklı ürünlerin tedarik edilmesi, bu topraklarda ihtiyacımız olan gıda üretimi için birlikte hareket etme imkanlarını irdeleyeceğiz. Doğal, organik, sağlıklı üretim konularında merak ettiklerimizi konuşacağız. Slow Food hareketinin 23-27 Ekim'de 100 ülkeden 10 bin kişi ile Torino'da gerçekleştireceği Terra Madre toplantısından bahsedeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur yağsa bile, sıcak çayımızı huzurla ve ıslanmadan yudumlayacağımız Cumhur abinin bahçesinde buluşmak dileği ile...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-89679167404793553?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/89679167404793553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=89679167404793553' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/89679167404793553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/89679167404793553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/10/19-ekimde-saat-1200de-buluuyoruz.html' title='19 Ekim Pazar günü saat 12:00&apos;de buluşuyoruz...'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SPL2foAAwlI/AAAAAAAAAkU/mBD4mSSvTFo/s72-c/%C3%96%C4%9F%C3%BCmce+Bah%C3%A7esi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8810620129558727671</id><published>2008-09-30T09:06:00.001+02:00</published><updated>2008-09-30T09:06:49.567+02:00</updated><title type='text'>Kışladağ'dan merhaba</title><content type='html'>&lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Öncelikle, tazminat davasının “benim” değil, “bizim” olduğunu söyleyerek Ankara’ya gelen ve gelemeyen ve yürekten destekleyen tüm dostlarıma, Ankaralı dostlarımıza en içten teşekkürlerimi -Kışladağ’dan toplanmış bir kır çiçeği demeti gibi-sunuyorum. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Ve bu teşekkürümü öykü tadında kısa izlenimimle gönderiyorum. Umarım beğenirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;span&gt;    iYİ BAYRAMLAR...                  &lt;wbr&gt;      &lt;/span&gt;&lt;span&gt;            &lt;/span&gt;M. Sakaryalı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;Öykü tadında izlenimler / &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;İNAYLILARLA ANKARA’DAN DÖNERKEN…&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;25.09.2008 günü Ankara 25 Asliye Hukuk Mahkemesindeki duruşmadan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;div style="border: 1pt solid windowtext; padding: 1pt 4pt;"&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Av. Arif Ali Cangı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;: &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;“Sayın yargıç,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: rgb(68, 68, 68);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu davanın yazılı evraklar üzerinden yürütüleceğini biliyorum. Ama dava çok önemli, bu nedenle 4-5 cümle söylemek istiyorum. Müvekkilim herhangi bir kişi değildir, Kışladağ bölgesinin yetiştirdiği bir aydındır. Kışladağ altın madeni civarında ve İnay köyünde yaşanan yaygın kuzu ve tilki ölümlerinin nedeninin araştırılmasını istemiştir. Bu ölümlerin siyanür liç yöntemiyle işletilen altın madeninden kaynaklanabileceği yönündeki kuşkuları dile getirmiştir. Çünkü iki yıl önce yüzlerce insanın siyanürd en zehirlendiğinin kan tahlilleriyle kanıtlandığı bilinmektedir. Dolayısıyla şirkete hakaret sayılacak bir durum yoktur. Şirketin itibarı zarara uğramamış, üstelik Çevre bakanlığı nezdinde artmıştır, çünkü Danıştay’ ın kapatma kararına rağmen maden Çevre Bakanlığının kanunsuz emriyle yeniden açılmıştır. Davanın önemi nedeniyle müvekkilim de söyleyeceklerini söylemelidir.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Yargıç&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;: “3-4 kelime söylesin” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Daval&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;ı,&lt;b&gt; Muammer Sakaryalı&lt;/b&gt;: “3-4 sözcük bir cümle yapmaz. Ben 3-4 cümle söylemek istiyorum. Ben İnay köyündenim, eğitimciyim, o bölgeyi çok iyi bilirim, araştırma kitabını yazacak kadar bilirim.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Yargıç&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;: “Evet, kitabınız dosyada var.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="border: medium none ; margin: 0cm 0cm 0pt; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Davalı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;: “Biz karşımızdakini- Tüprag tarafını göstererek- sevmesek de hatta düşman bile bellesek de, bizim lügatimizde hakaret yoktur! (Elindeki fotoğrafları göstererek) İnay’da yüzlerce kuzu ölmüş ve sakat doğmuştur. Tilkiler ölmüştür. Köyde yaşayan en yaşlılar 70 yıldır hiç böyle bir şey görmediklerini söylüyorlar. Bu durum derin endişe yaratmıştır, bu az bir şey midir? Bu endişenin n edeninin yetkililerden araştırılmasını istemişizdir, Kışladağ altın madeninden kaynaklandığı yönündeki kuşkunun giderilmesini istemişizdir, “bu ölümler ve anomaliler umarım ve dilerim ki Kışladağ altın madeninden kaynaklanmamıştır” demişizdir. Çünkü insanlarımızda “acaba çocuklarımız da böyle ayaksız, gözsüz, sakat mı doğacak” endişesini giderin demek kimseye hakaret değildir. (Sözümüz burada kesildi. Son cümle şöyle olacaktı: “Kışladağ’da saygınlığı zedelenen topraktır, ağaçtır, sudur, havadır ve bilcümle canlı yaşamdır, dolayısıyla yargılanması gereken ben değil Eldoradogold-Tüprag’tır.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt;“Çok moralli dönüyorum,” diyordu Ertuğrul Barka, 25 Eylül 2008 günü Ankara’dan dönerken. Nedenini de şöyle açıklıyordu: “Tüprag bu 50 milyarlık davayı açtığı zaman, bir savunma stratejisi önermiştin: &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;“Bu davayı Tüpragın yargılanması davasına dönüştürmeye ne dersiniz? İnadına yüksek sesle nasıl konuşulurmuş bir görsünler. Suyun, havanın, tohumun, toprağın ve canlı yaşamın onuru nasıl savunulurmuş göstermeye ne dersiniz? Bir tarafta İnay köylüleri ve çevreci dostlar, bir yanda avukat ordusu ve basınla, Eldoradogold-Tüprag’ı&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;yargılamaya ne dersiniz?” demiştin. Bu önerin olumlu karşılanmış ve inay köylüleri, elele hareketi, egeçep, beyaz adımlar platformu, marçep, gümçed, Çanakkale çevre platformu&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;ve birçok güzel insan davaya sahip çıkmıştı ve destek vermişti.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;İşte o stratejiyi yaşama geçirme süreci öngörüldüğü gibi başladı ve başlangıç çok iyiydi. Tüprag bu davayı açtığına pişman olacak. Dava vesilesiyle Kışladağ bölgesinin mağduriyeti dile gelecek, Tüprag ve siyanürlü altın madenciliği teşhir edilecek, Muammer Sakaryalı’nın yalnız olmadığı gösterilecek, yaşam alanlarımızı mahveden şirketlere bir bakıma taşeronluk yapan AKP hükümetinin hukuk tanımayan tutumları eleştirilecek…” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Bu düşünce ve duygu yalnızca Barka’nın değil, duruşma için Ankara’ya giden ve orada “&lt;b&gt;Bu dava hepimize açılmıştır, her yer İnay hepimiz İnaylıyız&lt;/b&gt;…” diye yiğitçe bir tutum sergileyen tüm dostların ortak duygusu ve düşüncesiydi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;İzmir’den ve İnay köyünden 2 otobüs dolusu insan gitti Ankara’ya. İnaylıların içinde oruçlu kadınlar ve erkekler de vardı. Ankara’daki mühendis ve avukat arkadaşlarla birleşildi. JMO’dan Ankara adliyesine eylemli olmadan yüründü. Başkent polisi her daim yanımızdaydı ve bize “göz kulak oluyordu.” “Kefenlerin, pankartların, davulun, çanların ve güzel keçi yavrumuzun adliyeye alınmayacağını” söyledi. Zaten bizim de o araç gereci duruşma salonuna almak niyetimiz yoktu. Duruşma salonuna sanık ve sanık avukatları dışında 10 kişinin alınabileceğini söyledi yargıç. 8-10 avukatımızla birlikte uygun sayıda yaşam savunucusu(20 kadar) içeri girdi. Karşı taraftan cübbeli bir erkek, cübbesiz iki bayan olmak üzere 3 avukat vardı, başka da kimseleri yoktu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Sanık avukatları adına Arif Ali Cangı ve sanık Muammer Sakaryalı, söylenmesi gerekeni net şekilde ve kısaca söyledi. Mimar ve mühendis odalarının davaya müdahil olacağı bildirildi. Şimdi İnay’da hayvan ölümlerinin olup olmadığı ve nedenleri resmi makamlara soruldu. Av. Arif Ali’nin deyişiyle,&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;“Dava iyi bir mecraya evriliyor.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Duruşma çıkısında, adliyenin önünde; kefenler giyildi, pankartlar açıldı sazlar ve sloganlar eşliğinde Kışladağ’da olan bitinler anlatıldı. Arif Ali Cangı işin hukuki yanını anlattı. &lt;b&gt;Davacı-Sanık&lt;/b&gt;, Ankara’ya gelen ve gelemeyen ama dayanışma duygusu içinde olan herkese teşekkür etti, “Daniska çevreci” ye kaşı yazılan yazılardan derleyip kitaplaştırdığı “Kampanyanın Daniskası” nı basına dağıtıp derelerin, dağların, ovaların, suyun kardeşliği için bir yeni kampanya çağrısı yaptı. Elele hareketi adına Halil Gezer, Beyaz adımlar adına Dündar Çağlan konuştu. Basının ilgisi iyiydi. Bütün bunlar olurken arkamızda 4 sıra halinde polis adliye ile aramızda duvar oluşturmuştu. Açıklamalar bitince buluşma yerine yüründü. Yürürken “toplantı ve gösteri kanununa aykırı hareket ediyorsunuz” ikazları devamlı sürdü. Ankaralı dostlarımızın içten dayanışmasıyla JMO da verdiği öğle yemeğinden sonra polisin “güvenliğimizi alması”yla otobüslerimize bindik. “Şimdilik hoşça kal Ankara, 19 Kasım 2008 de yeniden buluşmak üzere” deyip İzmir’e yöneldik. Yol boyunca yapılan sohbetler, okunan şiirler ve türküler gelmeyenleri kıskandıracak kadar güzeldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; color: rgb(68, 68, 68); font-family: Verdana;"&gt;Saygıyla…&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b&gt;Not:&lt;/b&gt; Bugün Ertuğrul Barka yeniden aradı. Benim de katıldığım şu özeleştiriyi yaptık: “Her şey çok iyiydi, basının ilgisi çok iyiydi ama basında ve Tv lerde yeterince yer alamadık. Bundan böyle kesinlikle önceden hazırlanmış bir basın açıklaması ve fotoğraf çekecek bir görevli arkadaşımız kesinlikle olmalıdır.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Muammer Sakaryalı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8810620129558727671?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8810620129558727671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8810620129558727671' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8810620129558727671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8810620129558727671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/09/kladadan-merhaba.html' title='Kışladağ&apos;dan merhaba'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-5607027304397368668</id><published>2008-09-02T20:39:00.002+02:00</published><updated>2008-09-02T20:39:48.750+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;center style="font-family: arial;font-family:georgia;" &gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Akşam Gazetesi&lt;br /&gt;24-08-2008&lt;br /&gt;Özlem Köyoğlu&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(17, 17, 17);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Organik abartılıyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/center&gt; &lt;p  align="left" style="font-family:georgia;"&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Zaman her şeyi değiştiriyor. Eskiden elmanın gösterişli iri ve kırmızı olanı makbuldü şimdilerde herkes kimyasallara bulaşmadan en doğal haliyle yetiştirilen organik, küçük ama lezzetli elmaları tercih ediyor. Sağlıklı yaşamanın bir trend haline gelmesiyle bu ürünlere normalden kat kat fazla para veren insanların sayısı da giderek artıyor. Elbette insanların yaşadığı bu değişimden rahatsız olan çevreler var. Özellikle de organik olmayan ürünler satan büyük şirketler ve kimya endüstrisi bu durum karşısında hayli tedirgin. Bu gruplar organik ürünlerin diğerleriyle aynı olduğu konusunda yapılan araştırmalara da hayli destek veriyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Bilimsel konularda ileriye gidebilmek için bu tür araştırmalara ihtiyaç olduğu ortada. Ne var ki hız ve teknoloji çağında yapılan bilimsel araştırma verilerinin genellenerek internet ve medya aracılığıyla dünyaya yayılması insanlarda kafa karışıklıkları yaratıyor. Bu araştırmalar arasında en çok dikkat çekenlerden birinin sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklandı ve yine pek çok kişinin kafasının karışmasına neden oldu. Araştırma Kopenhag Üniversitesi’nde İnsan Beslenmesi Bölümü çalışanları Doktor Susan Bügel ve ekibi tarafından yapılmıştı. Bügel ve ekibinin araştırmasına göre organik ürünlerle konvansiyonel yani kimyasal ilaç ve hormon desteğiyle yetiştirilmiş ürünler arasında vitamin, mineral ve elementler bakımından hiçbir fark yoktu. Bu araştırmanın sonuçları dergiler ve gazetelerde yayınlanmaya başlayınca da olan oldu ve organik ürünlerin farklı şekilde yetiştirilen ürünlerle arasındaki farklar mercek altına alındı. Bu kaosta da olan yine ne yapacağına bir türlü karar veremeyen tüketiciye oldu. Peki, hangisi doğru? Organik ürünler gerçekten kimyasallarla yetiştirilen ürünlerden farksız mı? Bunu anlayabilmek için ortalığı karıştıran araştırmanın yapılış şartlarına bakmak gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ÜÇ FARKLI YÖNTEMLE  YETİŞTİRDİLER&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Susan Bügel ve ekibi bu araştırma kapsamında önce herkesin alışveriş listesinde yer alabilecek lahana, patates ve havuç gibi sebzeler seçti. Bu sebzelerin tohumları, ürünlerin yetiştiriliş biçimleriyle nitelik ve nicelikleri arasındaki bağlantıyı keşfedebilmek için iki ayrı sezonda üç farklı yöntemle yetiştirildi. İlk grup hiçbir kimyasal kullanılmaksızın organik bir şekilde; ikinci grup sadece gerekli olan zararlılara karşı normal düzenin gerektirdiği kadar kimyasal kullanılarak; üçüncü grup ise tamamen konvansiyonel yöntemle yani yasal olarak izin verilen her türlü ilaç ve hormon kullanılarak büyütüldü. Sonuç, üç ayrı şekilde yetiştirilen bu tohumlar arasında element, mineral ve vitaminler açısından hiçbir fark olmadığını gösteriyordu! Yetiştirilen sebzeler 2 yıl boyunca hayvanlara yedirilerek onların vücutlarındaki değerler ölçüldü. Bu aşamanın sonucu da diğerinden çok farklı değildi.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Organik ürünlerin dünya gıda pazarında yerinin büyümesi ve konvansiyonel ürünleri pazarlayan büyük şirketleri tehdit etmesi bu araştırmanın güvenilirliğini -her ne kadar saygın bir üniversite tarafından yapılmış olsa da- zedeliyor kuşkusuz. Üstelik araştırmanın yayınlandığı yer Kimya Endüstrisi Topluluğu’nun (Society of Chemical Industry) yayını olan Yiyecek ve Tarım Bilimi Dergisi’nin (Journal of the Science of Food and Agriculture) son sayısı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;YARARLIDAN ÇOK ZARARLI OLAN ARAŞTIRILMALI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Ancak Dr. Bügel ve ekibinin araştırması da dahil olmak üzere, tüm organik ürünleri tartışan çalışmaların güvenilirliğini zedeleyen bir nokta var ki konunun uzmanları bunun altını çizmeyi hayli gerekli buluyor. Uzmanlar bu tarz araştırmalarda gerçek farkın ortaya çıkması için organiğin yararlarından çok konvansiyonel olarak üretilen ürünlerin insan sağlığına zararları üzerinde durulması gerektiğini söylüyor. Ama bu konuda bilim adamlarını suçlamadıklarını da belirtiyorlar. Çünkü bu tarz çalışmaların net sonuçlara ulaşabilmesi uzun vadede yapılacak değerlendirmelere bağlı. Bu yüzden bitkilerin yetiştirilmesinde kullanılan kimyasalların insan vücudunda ne kadar sürede etkisini göstermeye başladığına dair bilimin elinde henüz net bilgiler yok.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Organik ürün yanlıları bunu tartışadursun kimya endüstrisi bu araştırmayı destekleyen açıklamalarını ardı ardına yayınlıyor. Geçtiğimiz günlerde Kimya Endüstrisi Toplululuğu (SCI)’nın onur üyesi Dr. Alan Baylis’in yaptığı açıklama da bunun bir uzantısı. Dr. Baylis, bitkiler için kullanılan kimyasal ilaçların insanlara zarar vermediğini şu sözlerle anlatıyor: Bitkileri hastalık ve zararlılara karşı koruyan kimyasallar artık çok dikkatle üretiliyor. Bunların insan vücuduna hiçbir zarar vermemesi için hassas bir şekilde çalışıyor ve başarıya da ulaşıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Tüm bu karmaşanın ortasında kalan, doğayla birlikte hareket etmeyi, beslenmeden meslek seçimine bir yaşam tarzı haline getirmiş günümüz insanı ise şaşkın bir halde olup biteni seyrediyor. Sonuçta neyin ne olduğunu zaman gösterecek ama sanırız bu süreçte yapılacak en doğru şey, bu karmaşadan en az ‘hasarla’ çıkabilmek. Böyle düşünenlerin sayısı çoğaldığı için de nasıl bir araştırma yapılırsa yapılsın organiğe ilgi bitecekmiş gibi görünmüyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Organik tarım moda değildir - Cem Birder&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Açık Radyo’da uzun süredir Toprak Ana adlı bir program yapan Cem Birder, aynı zamanda doğal ve sağlıklı yaşam konusundaki mücadelesiyle dikkat çeken Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin eski genel müdürü. Birder, bu araştırmanın henüz yeni olduğunu ve güvenilirliğini kanıtlaması için zamana ihtiyaç olduğunu söylüyor:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Araştırmayı yapanlar 2 sene uğraşarak ‘organik ve konvansiyonel yetiştirilen ürünler arasında bir farklılık yoktur’ sonucunu çıkaracak yöntemi bulmuş olabilirler. Ama bence bunun bir adım ötesine geçmek lazım. Birincisi, bu araştırmada konvansiyonel dediğimiz kimyasal ilaç ve gübrelerle desteklenerek yapılan üretimin bitki türleri içinde ne gibi kimyasal kalıntılar bıraktığına ve bu kalıntıların insan sağlığını nasıl etkilediğine dair hiçbir bilgi yok. İkincisi, bu iki tür yetiştirme biçiminin doğaya etkisi üzerine veriler de çalışmaya eklenmemiş. Bu kimyasalların çevreye verdiği zararlar bugüne kadar pek çok önemli üniversitenin yaptığı araştırmalarla kanıtlandı. Bu tarz üretimin toprak değerlerini öldürdüğü, burada kullanılan sentetik esaslı gübrelerin yeraltı sularına karıştırdığı zehirler ve bunun doğada yarattığı kayıplar açıklandı. Araştırmanın doğruluğunun tespiti için bir de bu alanda araştırma yapan bilim adamlarına yorumlatmak lazım. Ayrıca araştırmayla ilgili tehlikeli bir nokta var ki bu pek çok kişinin gözünden kaçıyor: ‘Organik ürünler konvansiyonel ürünlerden farksız’ şeklinde bir genellemeyi yayarak bu önemli konuyu masum hale getirmek, bu iki ürünü birbirinin aynıymış gibi göstermek çok sakıncalı. Bu genellemeden ‘organik tarım zaten bir modaydı’ yorumuna çıkılır ki bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kimyasalların etkileri 2 yılda  ortaya çıkmaz &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı Ahmet Canbaş, Kopenhag Üniversitesi’nin yaptığı araştırmayı yorumladı: Bu araştırmanın sonucu hedeflediği noktaya göre doğru olabilir. Ama bu sonuç yine de organik ürünlerin diğer şekillerde yetiştirilen ürünlerden hiçbir farkı olmadığını kanıtlamaz. Ayrıca bu 2 yıl süren bir araştırma. Kimyasalların etkileri, bununla oluşan kanser türleri bu kadar kısa sürede ortaya çıkmaz. Bu tür zararlar uzun süreli tüketimler sonucunda kendini gösterir. Öte yandan bu tarz ürünlerin arasındaki aroma yani lezzet farkı da gayet önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Yine de bu araştırmanın sonucunu bir görüş olarak ele almak gerek. Bu işi her ne kadar bilimsel bir ekip de yapmış olsa bir araştırmadan genel bir sonuç çıkarmak bana göre çok doğru değil. Araştırma bir kenarda durur, yapılan diğer araştırmaların sonuçlarıyla birleştirilir. Zaten bilimsel araştırmalar böyle ilerler. Kişisel olarak ben organik ve konvansiyonel üretim sonucunda ortaya çıkan ürünlerin arasında fark olmadığını kabul etmiyorum. Hiçbir gıda uzmanının da bunu kabul edeceğini düşünmüyorum. Bir tek araştırmayla karmaşık ve ayrıntılı bir konudan genel bir sonuç çıkarılamaz.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-5607027304397368668?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/5607027304397368668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=5607027304397368668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5607027304397368668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5607027304397368668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/09/akam-gazetesi-24-08-2008-zlem-kyolu.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8052025544442589410</id><published>2008-05-29T17:10:00.007+03:00</published><updated>2008-07-20T16:43:50.131+03:00</updated><title type='text'>KİRAZLI’da EKO-KÖY PAZARI AÇILDI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Türkiye’nin ilk “ eko-köy pazarı “Kirazlı Köyü’nde düzenlenen törenle açıldı. Kaymakam Mustafa Esen; “Kirazlı Köyü bir ilki gerçekleştirdi. Kirazlı Köyü ile gurur duyuyorum. Bu çalışma tüm Türkiye’ye örnek olacak” dedi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşadası'nın kirazı ve doğasıyla ünlü Kirazlı Köyü'nde Türkiye'nin ilk "Eko-köy Yerel Ürünler Pazarı" kuruldu. Ekolojik tarımla geleneksel köy üretimini buluşturarak üretilen yerel ürünlerini, köyün eski adı olan "Küplüce" markasıyla satışa sunulduğu 'Eko-Köy Yerel Ürünler Pazarı' düzenlenen törenle hizmete açıldı. Bundan sonra her Pazar günü köyün meydanında kurulacak olan pazaryerinde üretici ile tüketici ürünün kaynağında buluşacak. Büyük ilgi gören Kirazlı Eko-Köy Pazarı’nda taze sebze, meyve ile zeytinyağının yanında köyün kadınlarının ellerinden çıkmış, geleneksel ev ürünlerini de bulmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SD66oVwF7II/AAAAAAAAAjI/yF3Or4ZtX94/s1600-h/EKOPAZAR-O.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205803421483265154" style="" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SD66oVwF7II/AAAAAAAAAjI/yF3Or4ZtX94/s400/EKOPAZAR-O.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç yıl önce Köy Muhtarlığı, Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği ile Kirazlı Köyü Sulama Kooperatifinin öncülüğünde başlayan, GEF-SGP'nin desteklediği "Eko-köy" projesi kurulan köy pazarı ile meyvesini verdi. Köyde yaklaşık 50 çiftçinin katılımıyla sürdürülen ekolojik-tarım projesi çalışmaları çerçevesinde üretilen ürünlere ilgi artınca "Eko-köy" pazarı kurulmasına karar verildi. Türkiye’nin ilk “ Eko-Köy Pazarı”nın açılışına Kuşadası Kaymakamı Mustafa Esen, Kuşadası Belediye Başkan Vekili Bahadır Yıldırım, Davutlar Belediye Başkanı Tuncay Uysal ile birlikte bölgede ekolojik tarımın öncülerinden turizmci Diana Turizm’in sahibi Hasan Tonbul ve eşi Gürsel Tonbul, kalabalık bir davetli topluluğu ve Kirazlı Köyü sakinleri katıldı. Halk oyunları gösterileri ile yöresel gösterilerin yapıldığı açılışta ilk konuşmayı yapan Kirazlı Köyü Muhtarı Hüseyin Fırat, kurulan pazarda ürünlerin üreticiden, tüketiciye doğrudan ulaştığını söyledi. Ekolojik tarımda yaptıkları çalışmalar sonucu üretilen ürünlerin büyük ilgi gördüğüne dikkati çeken Muhtar Fırat, “Çalışmalar sonucu ürettiğimiz ürünler büyük ilgi gördü. Bunun üzerine Türkiye'nin ekolojik ve geleneksel köy ürünlerinin satılacağı ilk pazarını kurduk. Köyümüzün eski ismi olan 'Küplüce' yi Kirazlı Köyü ürünlerinin markası olarak tescil ettirdik. Burada, sadece Kirazlı köyünde üretilen ürünler satılacak “ dedi. Açılışta konuşan Diana Turizm’in sahibi Hasan Tonbul ise bir turizmci olarak bölgede ekolojik tarımın gelişmesine büyük önem verdiklerini belirterek, “Eşimle birlikte Kirazlı Köyü’ndeki ekolojik tarımın gelişmesini destekliyoruz. Köyün üretken ve çalışkan kadınları ile köylüler bu çaba sarfetti ve bugünlere gelindi" dedi. Kirazlı Köyü’ndeki ekolojik tarım çalışmalarına büyük destek veren ve Eko-Köy Pazarı’nın açılması için çaba sarfeden Kuşadası Kaymakamı Mustafa Esen de Kirazlı’nın bir ilki gerçekleştirdiğini belirterek, “Kirazlı Köyü ile gurur duyuyorum. Bu çalışma tüm Türkiye’ye örnek olacak" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmaların ardından geleneksel köy üretimini ekolojik tarımla buluşturan Türkiye’nin ilk eko-köy pazarı Kuşadası Kaymakamı Mustafa Esen tarafından hizmete açıldı. Kuşadalıların yanı sıra yerli ve yabancı turistlerin de yoğun ilgi gösterdiği Eko-Köy Pazarı’nda geleneksel ürünler köy kadınları kendi aileleri için ürettikleri şekilde tüketiciye sunuluyor. Kuşadası'na 10 kilometre uzaklıktaki Kirazlı Köyünde bundan sonra her Pazar günü kurulacak olan "Eko-köy Pazarı"nda ekolojik olarak yetiştirilmiş hemen her çeşit sebze ve meyve satılacak. Meraklıları köyün yerel türleri olan Osmancık üzümü ile Kara-kirazdan yapılmış meyve kurularını, pekmezi, sirkeyi, sarma-yaprağı ve reçellerini; yerli pembe domates salçası,alaca-dilme sofralık Şehir zeytini, Hamades(hurma) zeytin ezmesi ve hakiki sızma taş-baskı zeytinyağını; Karnıkara Börülce kurusu, Oturak Kuru Fasulye, Kurutulmuş Beyaz Bamya , Bük Nohut gibi köye ait yerel türlerden yapılmış özellikli ürünleri de Kirazlı Eko-Köy pazarında bulabilecek. Ayrıca, kadınların el emeği tarhana, bulgur, kuskus, erişte makarna gibi ürünler ile el sanatları da söz konusu pazarda yerini alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKO KÖY PAZARI ile ilgili olarak Muhtar Hüseyin Fırat ile görüştük. “Bu pazarda üreticiden tüketiciye aracısız mal satılacak. Köylüler olarak organik biçimde üretiyoruz ve pazarımızda da satıyoruz. Üretenler olarak bundan biz de, tüketici de yarar sağlayacak. Gösterilen ilgiden dolayı çok memnunuz. Hedefimiz köyümüzü tüm olarak ekolojik tarıma geçirmektir” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1 HAZİRAN PAZAR GÜNÜ, “EKOLOJİK TARIMDA 3. GELENEKSEL KİRAZ FESTİVALİ"&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Muhtar Fırat’a 1 haziranda yapacakları “EKOLOJİK TARIMDA 3. GELENEKSEL KİRAZ FESTİVALİ”ni de sorduk. “Köyümüzde 50 yıldır Kiraz Festivali yapılıyor. Ama 3 yıldan beri de ekolojik tarım yaptığımız için festivalimizi bu biçimde geleneksel hale getirdik. Tüm çalışmalarımızın amacı; köyümüzü tanıtmak, organik ürünlerimizi ülkemize tanıtmak. Ki geçen yıl 13 ton kirazımızı İngiltere’ye göndererek bu yolda önemli bir adım da attık. Kirazlı Köyü Muhtarlığı olarak 1 haziranda yapacağımız festivalimize tüm Kuşadalıları davet ediyoruz” dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8052025544442589410?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8052025544442589410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8052025544442589410' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8052025544442589410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8052025544442589410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/05/kirazlida-eko-ky-pazari-aildi.html' title='KİRAZLI’da EKO-KÖY PAZARI AÇILDI'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/SD66oVwF7II/AAAAAAAAAjI/yF3Or4ZtX94/s72-c/EKOPAZAR-O.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-5544921993262947971</id><published>2008-04-06T20:40:00.000+02:00</published><updated>2008-09-02T20:41:42.791+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Finans devleri bakliyata yönelince fiyatlar katlandı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=416C692052C4B17A61204B6172617375"&gt;Ali Rıza Karasu&lt;/a&gt;, Zaman - &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;06 Nisan 2008, Pazar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Amerika kaynaklı küresel krizle boğuşan dünya ekonomisi, gözünü tarıma dikti. Gıda fiyatları bütün ülkelerde hızla artıyor. Pirinç başta olmak üzere bakliyat fiyatları neredeyse ikiye katlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a style="font-size: 8pt;" href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=674207"&gt;&lt;span style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Pirinç 8 günde 30 Ykr yükseldi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/R_i0dFqcmuI/AAAAAAAAAhk/hysvubo0PN0/s1600-h/bakliyat_fiyat_01.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5186093382746544866" style="" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/R_i0dFqcmuI/AAAAAAAAAhk/hysvubo0PN0/s400/bakliyat_fiyat_01.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Uzmanlara göre bunun 3 temel sebebi var: Kuraklık sebebiyle ürün rekoltesinin düşmesi, tarım alanlarının biyolojik yakıt ürünlerine ayrılması ve hisse senedi piyasalarından ayrılmaya başlayan uluslararası fonların emtiaya yönelmesi. Yükselişin diğer bir sebebi de Çin ve Hindistan'ın protein ağırlıklı beslenmeyi teşvik etmesi. Bir ay önce kilosu 2,20 YTL olan baldo pirincin 4,5 yeni liraya çıktığını belirten Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, spekülatörlerin vatandaşın cebinden 150 milyon dolar çıkardığını savunuyor. Tera Menkul Değerler Pazarlama Direktörü Ersagun Şimşek de fiyatlardaki yükselişi büyük fon gruplarının emtia ürünlerine yatırım yapmasına bağlıyor. Şimşek'e göre hisse senedi piyasalarında geçmişte iyi para kazananlar, ABD merkezli finansal krizin etkisiyle emtia yatırımına başladı. Yeni oyuncuların, dünyanın resesyona (durgunluk) gireceği öngörüsünde bulunduğuna dikkat çeken Şimşek, "Gıdaya ilginin artacağını ve fiyatların yükseleceğini tahmin ederek bu alana giriyorlar. Bu sebeple fiyatlarda ciddi bir artış oldu. Pirinç son bir haftada yüzde 30'un üzerinde değerlendi." ifadesini kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Küresel ısınma yüzünden geçen yıl birçok ülkede kuraklık yaşandı. Uzmanlara göre kuraklıktan en çok etkilenen ülkelerden biri ise dünyanın önemli tahıl ambarlarından olan Avustralya oldu. Bu ülkedeki verim düşüklüğü özellikle tahıl ürünlerini olumsuz etkiledi. Dünya genelinde ekmeklik buğday fiyatları, hasat döneminden bu yana % 100 arttı. Bakliyat ürünlerinde ise yaşanan verim düşüklüğü kuraklıkla birlikte tarım alanlarının önemli bir bölümünün biyolojik yakıt üretiminde kullanılan soya, kanola ve aspir gibi ürünlere ayrılmasına bağlanıyor. Amerika'da bile fiyat artışlarının yaşanması üzerine, dünyayı yeni bir açlık dalgası korkusu sardı. Özellikle fakir ülkelerdeki gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışları bu ülkelerdeki tedirginliği artırdı. Hububat fiyatlarındaki artışın önemli bir kısmının spekülatörlerin bu alana yatırım yapmasından kaynaklandığı ifade ediliyor. Uzmanlara göre, borsa ve hisse senedindeki kâr ihtimalinin doygunluk noktasına geldiğini gören spekülatör ve yatırımcılar kendilerine yeni bir yatırım alanı seçti: Petrol, metal ve tahıl. Petrolün varili 100 doların üzerine taşındı. Altın, tarihinin en yüksek seviyelerini görerek düşmeye başladı. Dünya genelinde pirinç fiyatlarının aşırı artması satıcı ülkelerin kendi iç piyasalarında fiyatları kontrol altına almak amacıyla ihracatı durdurmalarına bağlanıyor. Bu ülkelerden biri olan Mısır'da halk, ekmek ve pirinç fiyatlarının artması üzerine bir süre önce protesto gösterilerine sahne olmuştu. Hükümet bunun üzerine iç talebi karşılayabilmek için ihracatı askıya aldığını açıkladı. Hindistan ve Tayland'dan sonra dünyanın ikinci büyük pirinç üreticisi olan Vietnam'ın da ihracatı durdurması fiyatları tetikledi. Sezon Pirinç Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erdoğan, Mısır'ın ihracatını iç piyasada fiyatları kontrol altında tutmak için durdurduğunu, aslında üründe bir sıkıntı bulunmadığını anlatıyor. Mısır'da hasat döneminde tonu 425 dolar olan pirinç, % 110 artarak ihracat yasağının konulduğu 1 Nisan'da 860 dolara kadar çıktı. Mehmet Erdoğan, Türkiye'de ise üretici fiyatlarının dünyadaki artışın altında kaldığını belirtiyor. Türkiye'de kuraklığın rekolteyi yüzde 15 oranında etkilediği tahmin ediliyor. Düşük kalan bu orana rağmen birçok ürünün fiyatının aşırı artması dikkat çekici bulunuyor. Bazı bakliyat ürünlerine yüzde 166'yı bulan oranlarda zam yapıldı. Baldo pirincin fiyatı son bir ayda % 104 artarak 2,2 yeni liradan 4,5 yeni liraya çıktı. Dünya genelinde ekmeklik buğday fiyatları % 100 artarken, Türkiye'de hasat dönemine göre % 30-35 oranında kaldı. Polatlı Borsası'nda 1 Ağustos'ta 45.10 YTLolan bir kilo ekmeklik Anadolu kırmızı sert buğdayın fiyatı 3 Nisan 2008'de 68.30 YTL'den işlem gördü. Geçen ağustosta kilosu 45-46 yeni kuruş olan makarnalık durum buğdayının fiyatı 85 yeni kuruşa yükseldi. Buna rağmen un, bulgur ve irmik fiyatların tavan yapması spekülatif bulunuyor. Bulgur, geçen yıl ekim ayında toptancıda 80 yeni kuruştan satılırken, şimdi 1.50 yeni lira. Son birkaç ayda fiyatı en çok artan ürünlerin başında pirinç ve makarna geliyor. Geçen yıl ağustos ayında kilosu 45-46 yeni kuruş olan makarnalık durum buğdayının fiyatı 85 yeni kuruşa yükseldi. Hammaddesinde yüzde 90'ı bulan bu artış sonucu 1 kilogram makarna 1.50 YTL oldu. Makarna, Eylül 2007'de 85 yeni kuruş, Ocak 2008'de 1.30 YTL'den satılıyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Balıkesir'in Gönen ilçesinde kurulu bulunan Mutlular Çeltik Fabrikası'nın İzmir temsilcisi İsmail Arda Birgül, işleyecek ürün bulamamaktan şikâyet ediyor. Çiftçide çeltik kalmadığını, tüccarın da elindeki ürünü piyasaya vermeyerek stokta kalmayı tercih ettiğine dikkat çeken Birgül, yaşananları şöyle anlatıyor: "Pirinçteki durum biraz rahmetli Bülent Ecevit'in dönemine döndü. Herkesin elinde yağ olmasına rağmen piyasada kıtlık vardı. Fiyat artar beklentisiyle kimse satmıyordu. Pirinçte de aynı durum yaşanıyor. Fiyatlar her gün artıyor. Satılanın parasıyla aynı miktarda ürün alınmıyor." Ege Bölgesi'ne bakliyat ürünleri dağıtan Perşembe Bakliyat'ın sahibi Ömer Perşembe, bakliyat ürünlerinin tamamının fiyatlarının arttığını belirtiyor. Fiyatı en çok artan ürünün pirinç olduğunu vurgulayan Perşembe, kuru fasulyedeki fiyat artışlarını ithalatın frenlediğine dikkat çekiyor. Perşembe, fiyat artışlarının tüketimi de % 50 düşürdüğü inancında. "Müşterilerimiz ya stoklarını tüketiyorlar ya da satış yapamadıkları için bizden mal çekmiyorlar." diyen Ömer Perşembe, halk pazarlarda bakliyat ürünü satanlardan satışların düştüğü bilgisini aldıklarını kaydediyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;'Pirinç fiyatlarını kimlerin yükselttiği iyi biliniyor'&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Pirinç fiyatları son bir ay öncesine göre % 100'ün üzerinde arttı. Mart başında 2.20 YTLolan baldo pirinç, 3 Nisan'da 4.5 YTL'ye çıktı. Pirinçte görülen bu fiyat artışı, spekülatörler ve ithalatçıların Mısır, Hindistan ve Tayland'ın dış satımlarını durdurmasını fırsata çevirmesine bağlanıyor. Reis Gıda Başkanı Mehmet Reis, Türkiye'de fiyatları artıranların bilindiğine dikkat çekiyor. "Pirinç satanlar fiyatları dünya piyasasına entegre ettiklerini söylese de bu gerçekçi değil. Dünya fiyatları bu kadar yükselmedi." diyen Reis, fiyatların bu seviyeye gelmesinde Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) elindeki ürünü vakitsiz ve ucuza satmasının da etkili olduğunu ifade ediyor. Reis'in verdiği bilgiye göre ofis bir ay önce elindeki 36 bin ton çeltiği sattı. Ofisin elinde çeltik kalmayınca fiyatlar hızla arttı. Ofisin kilosunu 70 yeni kuruştan fabrikalara ve ithalatçılara sattığı çeltik şu anda 1.50 YTL. Mehmet Reis, ofisten çeltiği alanların Mısır, Hindistan ve Tayland gibi ülkelerin dış satımlarını durdurmasını da fırsat bilerek ürünlere günlük zam yaptığını kaydediyor. Reis, pirinç fiyatlarında son bir ayda yaşanan artış sebebiyle vatandaşın cebinden 150 milyon dolar çıktığını iddia ediyor. İddiasına da şöyle açıklık getiriyor: "Bir ay önce (mart başı) baldo pirinç 2.20 YTL idi, şimdi 4.50 YTL. 1.50 YTL olan Osmancık bugün 2.80 YTL. Önümüzdeki haftanın fiyatını bile açıkladılar, 3 YTL yapacaklar. Tonu 1,400 dolar olan ithal baldonun fiyatını 2,800 dolara çıkardılar. Mart ayının başında Türkiye'de 150,000 ton civarında pirinç vardı. Tonunda 1,000 dolar haksız kazanç elde ettiler." Mehmet Reis, fiyatları yukarı çekenlerin en büyük hamlelerini Ramazan ayı öncesinde yapmaya hazırlandığı görüşünde. Yeni mahsulün gelmesine 5 aylık bir süre bulunduğuna işaret eden Reis, "İthalatçılar başta olmak üzere belli kesimlerin elinde Türkiye'ye dört ay yetecek pirinç var. Kalan bir ayın ihtiyacı olan 50,000 ton pirinç öne sürülerek fiyatlar artırılıyor. Hükümet bu miktarı pirinç satışını durduran ülkelerden bile ikili ilişkilerini kullanarak getirebilir. 'Getiriyorum' dediği anda fiyatlar düşer." değerlendirmesini yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-5544921993262947971?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/5544921993262947971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=5544921993262947971' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5544921993262947971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5544921993262947971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2008/09/finans-devleri-bakliyata-ynelince.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/R_i0dFqcmuI/AAAAAAAAAhk/hysvubo0PN0/s72-c/bakliyat_fiyat_01.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-5148810770551862413</id><published>2007-11-21T08:30:00.000+02:00</published><updated>2007-11-30T08:35:13.732+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e Açık Mektup&lt;br /&gt;Ömer Madra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T.C. Cumhurbaşkanlığı Makamına,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Kasım 2007&lt;br /&gt;Sayın Abdullah Gül,&lt;br /&gt;T.C. Cumhurbaşkanı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler'in iklim değişikliği ile görevli resmi kuruluşu IPCC, acilen radikal tedbir alınmazsa, dünyanın hızla ölüme sürüklendiğini ortaya koyan son raporunu 17 Kasım 2007 tarihinde dünyaya yayımladı. Sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi, geçen ay Nobel Barış Ödülü'nü ABD eski başkan yardımcılarından Al Gore ile paylaşan kuruluşun bünyesinde, dünyanın önde gelen bilim insanlarından 2,500'ü aşkın sayıda insan görev yapıyor. Bu bilim insanlarının, kendi ülkelerinin temsilcileriyle birlikte kaleme aldığı ve BM üyesi hükümet temsilcilerinin tümünün onayladığı rapor, küresel ısınma yüzünden dünya denizlerinde görülen asitlenmenin belki de 20 milyon yıldan beri görülmemiş büyüklükte bir kimyasal değişmeye doğru gittiğini tespit ediyor. Öyle ki, karbon salımları hemen durdurulabilse dahi, denizlerin normale dönmesi için on binlerce yıl geçmesi gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapora göre, küresel iklim değişikliği, deniz lerdeki tüm hayat dokusunu tamamen altüst edecek ve bu korkunç gelişme halihazırdaki küresel ısınmayı çok daha vahim hale getirecek. Âni ve geri döndürülmez bir gelişme olarak, yeryüzündeki canlı türlerinin üçte birini yok edecek. İlaveten, tarım hasatını her yerde büyük kesintilere uğratarak yeryüzünün dört bir yanında kıtlık ve açlığa yol açacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, raporu dünyaya ilan ederken, küresel ısınmanın gittikçe hızlanmasını "dehşet verici" olarak nitelemekte ve başta ABD ve Çin olmak üzere dünyanın siyasi karar alıcılarını hemen harekete geçmeye, Endonezya'nın Bali şehrinde yapılacak zirvede Kyoto Protokolü'nün yerine, ondan çok daha güçlü bir bağlayıcı antlaşma üzerinde görüşmeye çağırıyordu. IPCC Başkanı, iklim bilimci Rajendra Pachauri, tehlikeli iklim değişikliğini önlemek üzere herhangi bir umut besleyebilmemiz için Kyoto'nun çok ötesine geçen radikal indirimler yapmak için sadece 8 yılımız kaldığını açıklıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Cumhurbaşkanı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen, bu konuda dünyanın iklim uzmanları arasında tam bir fikir birliği mevcut olduğu görülüyor. Atmosfere boca edilen ve küresel ısınmaya yol açan kirletici " sera gazları"nın sadece 1970'ten bu yana yüzde 70 artış gösterdiği, bunun sadece 35 yılda 0.6 derece sıcaklık artışına yol açtığı, atmosferdeki CO2 miktarının son 650 bin yılda görülmemiş bir seviyeye çıktığı da raporun tespitleri arasında yer alıyor. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Yürütme Sekreteri Yvo de Boer de, başta Çin, birçok ülkede kömür yakıtlı yeni elektrik santrallerinin yapıldığını, bu santraller bir kez yapıldıktan sonra, onları sökmenin ve iklimin kontrolden çıkmasını önlemenin çok daha zor olacağını, bu yüzden de yeni bir uluslararası anlaşmaya varmanın "inanılmayacak kadar acil" olduğunu vurguluyor. Dünyanın önde gelen iklim bilimcilerinden biri, belki de birincisi olan ve NASA Goddard Enstitüsü Başkanlığı'nı yürüten Dr. James Hansen'in uyarısı da tamamen aynı yönde:"ABD Enerji Bakanlığı, her yıl atmosfere gitgide daha fazla CO2 boca edeceğimizi belirtiyor: Burada sadece ilave CO2 değil, bir yıl önce atmosfere atılan CO2'den daha fazlası kastediliyor. Bu yolu izlemeye on yıl bile daha devam etmek, çok çarpıcı iklim değişiklikleri olacağını garanti eder. Bu da başka bir gezegen demektir: Kuzey Kutbu'ndaki buzsuz deniz leri, tüm sahillerde fırtınalara ve yükselen deniz seviyelerine bağlı olarak durmadan tekrarlanan faciaları, tatlı su kıtlığı ve bölgesel iklim bozulmaları ile belirlenen bambaşka bir gezegen..."Dr. Hansen'in bu sorunla baş etmek için yapılması gerekenler konusunda birinci önerisi şu: Kömür yakıtlı yeni enerji santrallerinin yapılmasına bir moratoryum getirilmesi şart. Yani, CO 2 yakalama ve depolama teknolojisini geliştireceğimiz güne kadar, tüm santrallerin yapımının askıya alınması gerekiyor. Hansen'e göre, dünya bu teknolojiye muhtemelen beş - on yıl içinde sahip olacak. Ama, bunu başaramazsak, kömür yakıtlı santrallerin üstünden buldozer geçirilmesi gerekeceği de açık. Karbondioksitin iyice tehlikeli seviyeye çıkmasını engellemenin tek yolu bu; çünkü, yalnızca petrol ve doğalgaz tüketimimiz bile bizi tehlikeli seviyeye çok yaklaştırmaya yetiyor zaten. Dr. Hansen, ömürleri 50 - 75 yıl olan eski teknolojiye dayalı santralleri, ömürleri içinde bile kullanamayacaksak, kurmanın akla ve mantığa uygun olmadığını söylüyor. Üstelik, enerji verimliliği alanındaki büyük potansiyelimizden yararlanırsak, yeni enerji santrallerine zaten ihtiyacımız olmayacak.Günümüz bilim dünyasının üzerinde tam bir ittifaka vardığı konu, dünyanın birleşip küresel ısınmaya karşı acil tedbirler almasının şart olduğu. Bu tedbirlerin zamanında alınmasının ekonomik büyümeyi olsa olsa yılda binde bir oranında yavaşlatacağı, hatta muhtemelen büyümeyi ve istihdamı artıracağı da IPCC raporunda belirtiliyor. Acil tedbirler arasında belki de en önemlisi, alternatif enerji kaynaklarına bir an önce yönelmek. IPCC raporları, düşük karbon hedeflerine ulaşmak için dünya çapında nükleer santrallerde üretilen güç payının sadece yüzde 2 artmasının bile yeteceğini, yani yeni reaktör yapılmasına gerek olmadığını belirtirken, başka uzman raporları, bunun dahi gerekli olmadığını ortaya koyuyor. Yani nükleer güç santralleri, tanesi 3 milyar dolar gibi yüksek maliyet dezavantajının yanı sıra, temel ihtiyaca cevap vermekten de hayli uzak görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama, Sayın Cumhurbaşkanı, nükleer güç olanağı, bizim çok önemli bir başka olguyu kavramamızı sağlıyor; o da kömür yakıtlı yeni elektrik santrallerinin getirdiği ölümcül tehlikedir. Dünyadaki pek çok uzmanın belirttiği gibi, bir nükleer santralin gayet önemli riskleri mevcut. Ama öte yandan, kömür yakıtlı yeni elektrik santrallerinin riski yoktur; onların dünyaya yıkım getireceğinin garantisi vardır. Dünyanın önde gelen uzmanları artık bu konuda hemfikir.Eğer bizler, küresel ısınma tehlikesiyle mücadele etme konusunda gerçekten bir şansımız olmasını istiyorsak, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji (rüzgâr, güneş, hidrolik, jeotermal vb.) dışında bir seçeneğimiz olmadığını kabul etmek zorundayız. Bu, aynı zamanda, gelecek nesillerin ve henüz doğmamış kuşakların haklarını korumak, onlara yaşanabilir bir gezegen devredebilmek bakımından da elzem görünüyor. Yani, insanlığın en temel değerlerinden biri, belki de birincisi olan adaletin sağlanabilmesi için elzem olan bir gerçeğin kabulü söz konusu. Bu, bence, insan varlığı olarak temel sorumluluğumuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Cumhurbaşkanı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TBMM'de 9/11/2007 tarihinde kabul edilen, 5710 Sayılı "NÜKLEER GÜÇ SANTRALLARININ KURULMASI VE İŞLETİLMESİ İLE ENERJİ SATIŞINA İLİŞKİN KANUN", genel olarak Türkiye'de nükleer güç santrallerinin kurulmasını teşvik etmekle, özellikle de ölümcül kömür yakıtlı santralleri teşvik eden, hatta bunlara 15 yıl alım garantisi veren "YERLİ KÖMÜR YAKITLI SANTRALLARIN TEŞVİKİ" başlıklı GEÇİCİ 2. MADDESİ ile yukarıda izah etmeye çalıştığım temel bilimsel verilere aykırıdır.Bunun yanı sıra, söz konusu kanun ve onun geçici 2. maddesi, çocuklarımızın, torunlarımızın ve onlardan sonra gelecek kuşakların yaşama haklarını ihlal etmekte, bir anlamda ülkenin ve dünyanın geleceğini ipotek altına almaktadır. Dünya bilim topluluğunun bizlere sunduğu verilerin ve hepimizin içinde mevcut olan adalet duygusunun ışığında, temsil ettiğiniz makamın gereği olarak sahip olduğunuz anayasal yetki ve sorumluluklara dayanarak, söz konusu kanunu bütünüyle yeniden görüşülmek üzere TBMM'ye iade edeceğinize güven duyduğumu belirtir, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adına sunulmuş bir dilekçe niteliğindeki bu mektubumu dikkatlerinize saygılarımla arz ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Ömer Madra&lt;br /&gt;Açık Radyo Yayın Yönetmeni,&lt;br /&gt;İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-5148810770551862413?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/5148810770551862413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=5148810770551862413' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5148810770551862413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5148810770551862413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/11/21-kasm-2007-aramba-cumhurbakan.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8729926740186076293</id><published>2007-07-20T11:19:00.000+03:00</published><updated>2007-07-20T11:34:40.132+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RqBzlJoX1LI/AAAAAAAAAUk/kxWoy1WAvUo/s1600-h/dana20biftek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5089194661006267570" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RqBzlJoX1LI/AAAAAAAAAUk/kxWoy1WAvUo/s400/dana20biftek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;Bir kilo bifteğin çevreye ettiği!&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;Japon uzmanların çalışmasına göre, sofraya bir kilogram et koymakla üç saat otomobil kullanmak arasında, havaya salınan karbondioksit oranı açısından bakıldığında hiçbir fark yok. Artık organik hayvancılık şart.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Radikal - 20/07/2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AFP - PARİS - Çevreye duyarlı bir insan olarak kısa mesafelerde otomobil kullanmayı bıraktınız mı? Peki arabanızdan çıkan karbondioksit emisyonuyla akşam yemeğinde önünüzde duran bir porsiyon biftekten çıkan karbondioksit emisyonunun eşit olduğunu biliyor muydunuz? Bilim insanları, tüketilen lezzetli bir etin masanıza gelene kadar geçirdiği işlemlerin çevreye verdiği zararın, arabayla 250 km. kadar yol gitmenin verdiği zararla eşdeğer olduğu uyarısını yapıyor.&lt;br /&gt;Japon uzmanların çalışmasına göre, masaya bir kg. et koymak da, üç saat boyu araba kullanmak da aynı oranda karbondioksit salınmasına yol açıyor. 1 kg. sığır etini leziz hale getirirken harcanan enerji miktarı da 100 watt'lık 1 ampulü 20 gün boyunca yakmak için harcanan enerjiyle eşit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vejetaryenler: Tamamen keselim&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et üretiminin küresel ısınmaya etkisini inceleyen Livestock ve Grassland Ulusal Bilim Enstitüsü uzmanları, geleneksel yöntemlerle bir sığır yetiştirmek, hayvanı öldürmek ve eti bölüştürmek işlemlerinin çevresel zararını hesapladı. Analizler sonunda, 1 kg. etin sera gazı salınımına 36.4 kg.'lık karbondioksitle etki ettiği bilgisine ulaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2003'te İsveç'te yapılan çalışmada da etin organik yöntemlerle üretilmesi halinde yüzde 40 daha az sera gazı salınımına yol açıldığı, yüzde 85 daha az enerji tüketildiği belirtilmişti. Britanya Vejetaryen Vakfı yetkililerine göre, herkesin karbon izlerini azaltmak için harekete geçtiği bir ortamda yapılacak en kolay şey, et yemeyi bırakmak... Uzmanlarsa daha etkili atık yönetimi ve buzağı doğumları arasındaki zaman dilimini kısaltarak, et üretiminin yol açtığı çevresel zararın yüzde 6 azaltılabileceğini söylüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8729926740186076293?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8729926740186076293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8729926740186076293' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8729926740186076293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8729926740186076293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/07/bir-kilo-biftein-evreye-ettii-japon.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RqBzlJoX1LI/AAAAAAAAAUk/kxWoy1WAvUo/s72-c/dana20biftek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-5925430110792656369</id><published>2007-07-10T11:30:00.000+03:00</published><updated>2007-07-11T11:35:42.268+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;John Polk Allen ile yeni bakış açıları... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RpNIwWblCjI/AAAAAAAAAUc/qiFZirkTEC8/s1600-h/AllenkARS2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5085488399723596338" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RpNIwWblCjI/AAAAAAAAAUc/qiFZirkTEC8/s400/AllenkARS2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Geçtiğimiz yıl Kale Grubu tarafından organize edilen "infra-free structures" konulu konferans için, diğer 10 bilim adamıyla birlikte ülkemizi ziyaret eden &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.biospheres.com/keyallencv.html"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;John Polk Allen&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;, 5-10 Haziran 2007 tarihlerinde yeniden Türkiye'deydi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Arizona çölünde kurulu olan Biosfer-2'nin mucidi olan John Polk Allen ile uygulamaya yönelik, güncel sorunları dikkate alan ve "sürdürülebilir" değerler taşıyan bir proje oluşumu üzerinde görüşmeler gerçekleştirildi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Istanbul Universitesi'nden Sevim Budak ve Uçkun Geray, Cumhuriyet Gazetesi'nden Oktay Ekinci ve Berivan Tapan, Yalova Karaca Arboretumu'nda Hayrettin Karaca, Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, ve bizlere büyük bir sevgiyle Kars'ı tanıtan İhsan Karayazı, İlhan Koçulu ve Beti Minkin katılımında gerçekleşen toplantılarda, taraflar bugünün dünya anlayışı ve özlem duyduğumuz değerler üzerine görüşlerini paylaştılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu programa verdiği inanç ve destekten ötürü Sibel Güler'e teşekkür ediyoruz. Aşağıda konuyla ilgili olarak Cumhuriyet Gazetesi haberi yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'Yeni bir dünyaya doğru'&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Berivan Tapan, Cumhuriyet Gazetesi, 7 Temmuz 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapalı bir sistem içerisindeki cam bir mekânda, çöl, tropikal ve bunun içindeki hayvanları, böcekleri, bakterileri bir arada kapalı devre sistemlerde yaşatmayı amaçlayan "Biosfer-2" nin mucidi, düşünür, yazar John Polk Allen, dünyanın çeşitli ülkelerinde yürütmekte oldukları 6 projenin yanı sıra Türkiye'yi de içine dahil edecekleri yeni bir projeye önümüzdeki kasım ayında adım atacaklarını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu ortak projenin İstanbul, Yalova ve Bozcaada ayakları için Türkiye'de bulunan Allen ile 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde, önümüzdeki kasım ayında Türkiye'de gerçekleştirilmesi planlanan projeye ve dünyadaki 31 biyoma ilişkin konuştuk....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksika'da "çölün restorasyonu" projesi ile çölde yok olmaya yüz tutan madencilik ve hayvancılığın yeniden kazanımının öngörüldüğü ilk projede amaçlarının "Çevreden aldığımızı çevreye vermek" olduğunu belirten Allen, "Ayrıca uzay teknolojisi kullanılarak da Ay'da ya da Mars'ta da aynı tür bir ekosistem kurulabileceğine inanıyoruz. Japonya, Rusya ve Çin Uzay Havacılık Dairesi'nin bu konuyla ilgili çalışmaları bulunuyor" dedi. 1990'lı yılların başlarında kapalı sistem deneyleri gerçekleştirilen Arizona Çölü'nde kurulu dünyanın en büyük global ekoloji laboratuvarı olan Biyosfer Araştırması 2'nin yaratıcısı ve yöneticisi olan Allen'ın, insanlığın sivil kültürü ve biyosfer arasındaki ilişkiyi şekillendiren 'Vücut', 'beyin' ve 'davranış' temelindeki fikri şunları baz alıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SERBEST ENERJİ TÜKETİLİYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Vücut, dünyayı kaplayan bir biyosferdir. Ardından insan eliyle üretilen teknik yapı 'teknosfer' ile de beynin vücut ile etkileşimi sağlanıyor. Dünyanın biyosferi, serbest enerjiyi artırdığını bildiğimiz tek sistemdir ve insan kültürü bu serbest enerjiyi tüketiyor, modern teknolojileri beslemek için yağmalıyor. Mimari halen insan kaynaklıdır, biyosferik değil. Biyosfer 2 ile ekolojik olarak uygun mimari için de bir örnek oluşturacaktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allen, ikinci projelerinin ise dünyada en büyük araştırma gemilerinden birisi olarak kabul edilen ve yeni teknolojileri kullanmadan doğayı daha iyi anlayarak çalışan "Heraklitus gemisi" olduğunu söyledi. 2009 yazında İstanbul'da olması planlanan gemi ile suyun altındaki dünyaya ait bilgilere ulaşmanın da amaçlandığını belirten Allen, demir ve çimentodan dökülen 15. yüzyıl Çin jong gemilerini andıran Heraklitus'ta kendisinin de oyuncu ve yazarı olduğu tiyatro oyunlarının gösterimler de yaptıklarını söyledi. Londra'daki "October Gallery" nin de üçüncü projeleri olduğunu ifade eden Allen, bununla "Kültür geleneğini yerleştirmeyi" amaçladıklarını anlattı. Zimbau, Nijerya'dan ve dünyanın birçok ülkesinden galeriyi ziyaret eden sanatçıların dünya sanatından nasıl etkilendiklerinin gözler önüne serildiği galeride yaşanan bir olayı Allen, şöyle anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cezayirli bir sanatçı diğer kültürlerin eserlerine baktığında kendi eserindeki Arap ve Japon resim tekniklerini fark etti." Transvangarde (avangart ötesi) bir akımın öncülüğünü yapan galeride ayrıca kültürel değişim buluşmaları, seminerler, tiyatro ve dans gösterileri de sunuluyor. Dördüncü proje alanları olan "Yağmur ormanları" nda ise, ağaçların güneşi göremeyecek kadar iç içe olduğunu, bu nedenle eşit miktarda güneşi göremediklerini fark ettiklerini belirten Allen, yapılacak bir düzenleme ile tüm ağaçların güneşten yararlanmalarının sağlanabileceğine söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. projeleri olan "Savana Çölü'nün yeşertilmesi" için ise Cezayir, Bali ve Meksika'da uygulanan "yüzde yüz dönüşümlü bir su sistemi" kullanıldığını ifade eden Allen, 5 bin hektarlık Savana'nın çöle dönüşmesinde insanların hayvanlarını otlatması ve arazilerin yakılmasının çok büyük etkisi olduğunu dile getirdi. 6. projelerinin ise Fransa'da doğal tarım yöntemlerine geri dönüş yaşanması için kurulan örnek bir çiftlik. Allen, çiftliğin çevresindeki tarım üreticilerine de model oluşturmasının amaçlandığını belirterek, "Güney Fransa'da model oluşturacak 18. yüzyılın malikânelerine benzeyen bu ekolojik çiftlikte, ekolojik ürünler üretiliyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HÜKÜMET DESTEĞİ YOK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetlerin söz konusu projelere destek olmadığını, ancak kapitalist düzene karşı çıkmalarına karşın kendilerinin tehdit olacak kadar güçlü olarak görülmediğinden tehdit olarak da algılanmadıklarını belirten Allen, bunların "Sivil projeler" olduğunu söyledi. Allen, "Dünya ölçeğinde bu işi hükümet desteği olmadan yapan ilk oluşumuz. Birçok farklı yerden insanlardan destek geliyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1967 yılını bu fikirlerin ortaya çıktığı tarih olarak gösteren Allen, "Soğuk Savaş'ın etkisinin hâlâ hissedildiği, kapitalizm ve komünizm arasındaki, dünyayı şekillendiren o yıllarda, bu fikir aklıma geldi. O yıllarda maden mühendisiydim ve uzaya fırlatılan ilk roket artık teknolojide yeni bir şeyin başlangıcı olmuştu ve büyük bir çoşkuyla karşıladığımızı anımsıyorum. Dünyayı ayın gözünden görme şansımız oldu" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;'TÜRKİYE'NİN İKİ BİYOMU VAR'&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Allen, temel 31 tane biyom olduğunu vurgulayarak, Türkiye'de de iki temel biyom bulunduğunu&lt;br /&gt;anlattı. Birinin yüksek platolar diğerinin de Akdeniz olduğuna dikkat çeken Allen, biyomları şu sözlerle açıkladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsan organları nasıl ayrı çalışıyor ama bir bedeni oluşturuyorsa aynı şekilde çöller, yağmur ormanları, şehirler de ayrı ayrı çalışıyor ama birbirini tamamlayan bir sistem içerisinde yer alıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KARS TÜRKİYE'NİN ETKİ MERKEZİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kars'ın Türkiye'nin "etki merkezi" olduğunu belirten Allen, Kars'ta kervansaray modeli bir han inşa etmeyi düşündüğünü ifade ederek, "Kars, dört büyük medeniyetin buluşma noktasında. Rusya ve Türkiye arasında da köprü görevi görüyor. Ayrıca benim için de çok özel bir kent. Bu nedenle yalnızca Kars için gidilen bir yer inşa etmek istiyorum. Deprem bölgesi olması nedeniyle de Katmandu'da yaptığımız gibi oraya uygun bir mühendislik gerekiyor. Özel bir kimliği olan bu kentte 40 kişilik misafirhaneler, oraya özgü yiyecekler, kütüphanesi ve tiyatrosu ile büyük bir konaklama yeri yapmak istiyorum" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;John Polk Allen kimdir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global Ecotechnics Corporation'ın (GEC) - Küresel Ekoteknik Kurumu- Başkanı. Linnean Derneği ve Kâşifler Kulübü'nün üyesi olan Allen, Northwestern, Stanford ve Oklahoma üniversitelerinde antropoloji ve tarih okudu ve ABD ordusunun Mühendislik Birliği'nde makinist olarak hizmet etti. Colorado Maden Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Harvard İşletme Fakültesi'nden İşletme Yüksek Lisans derecesi aldı. 60'lı yılların başlarında otuzdan fazla alaşım geliştiren Allegheny-Ludlum Steel Corporation firmasında bir özel metaller ekibini yönetti. Ardından ABD, İran ve Fildişi Sahili'nde David Lillienthal'in Development Resources Corporation firmasıyla çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-5925430110792656369?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/5925430110792656369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=5925430110792656369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5925430110792656369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/5925430110792656369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/07/john-polk-allen-ile-yeni-bak-alar.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RpNIwWblCjI/AAAAAAAAAUc/qiFZirkTEC8/s72-c/AllenkARS2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8909009671304838686</id><published>2007-05-14T21:13:00.000+03:00</published><updated>2007-05-14T21:50:48.000+03:00</updated><title type='text'>Samsun - Subasar Ormanlardaki Mandalar</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;  &lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Mandalar konusunda Samsun’da da büyük sıkıntı var. Samsun'un Ondokuz Mayıs ilçesi ve Bafra’da Manda besiciliği var. Özellikle bölgenin subasar ormanında ve birçok gölün olduğu (Balık Gölü, Cernek, vb) yerler tam anlamıyla manda yetiştiriciliği için ülkemizin belki de en elverişli yeri veya yeriydi demek gerekiyor. Son zamanlarda&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kişisel olarak ’ruhumun gıdası'nı arama yolculuğum ve Kömüs yoğurdu ve peyniri beni mandalarla bir şekilde ilişkilendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RkiuS7jmC-I/AAAAAAAAASs/_8bSZJ8lDeA/s1600-h/subasar+01.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RkiuS7jmC-I/AAAAAAAAASs/_8bSZJ8lDeA/s320/subasar+01.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064489421225987042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Özellikle Manda lokumu denilen ve ülkemizde eşi benzeri bulunmayan bir lokum çeşidi beni köylere ve subasar ormanlarda manda izinde yürümeme sebep oldu. Bu konuyla ilgili olarak ülkemizin büyük bir eksikliği var. 5-6 yıl öncesinde 400 bin civarında olan manda sayısı günümüzde 50-60 bine düşmüş. Böyle giderse ülkemizde soyu tükenmiş bir hayvanımız daha olacak. Yine bu konuda bildigim kadarıyla araştırma yapan akademisyen yok gibi; ilgili enstitüler de kapatılmış (Afyon). Özellikle kaymağıyla meşhur Afyon da küresel ısınma ve göllerin giderek yokolması manda besiciliğini çok etkilemiş ve mandalar yokolmuştur. Ülkemizin en önemli yetiştiriciliği Samsun’da yapılmaktadır. Ancak bölgede bulunan subasar ormanlar ve göller özellikle tarım ilaçları ve aşırı gübreleme sonucunda adeta zehir göllerine dönüşmüştür. Özellikle yeraltı suları ve ülkemizin en önemli nehirlerinden olan Kızılırmak da bu kirlilikten nasibini almıştır. Bu kirlenme özellikle bu köylere yaptığım geziler sonucunda bildiğim kadarıyla birçok Manda yavrusu (Malak) ölmesine sebep oluyor. Sınır tanımayan ve özgürlüğüne sonsuz baglı olan kömüsler (Burada böyle diyorlar) aslında dünyanın en sağlam hayvanı &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;olmasına rağmen hızla ölüyorlar. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Bir Turizmci olarak Manda konusunun bana kalmasına mı üzüleyim, yoksa bu güzel gözlü bir o kadar akıllı hayvanların kurşunlanmasına mı üzüleyim bilemedim. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sadece paylaşmak istedim. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Tahsin ÖZBEK&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8909009671304838686?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8909009671304838686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8909009671304838686' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8909009671304838686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8909009671304838686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/05/samsun-subasar-ormanlarndaki-mandalar.html' title='Samsun - Subasar Ormanlardaki Mandalar'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RkiuS7jmC-I/AAAAAAAAASs/_8bSZJ8lDeA/s72-c/subasar+01.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-1112752167147766704</id><published>2007-05-12T20:55:00.000+03:00</published><updated>2007-05-18T18:31:46.310+03:00</updated><title type='text'>Mandanı da al git !</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Göktürk, Çiftalan, Kemerburgaz, Ağaçlı, Akpınar bulunduğumuz bölgede yer alan bazı köylerin isimleri. Burası bir zamanlar İstanbul'un en önemli manda yetiştiriciliği merkeziymiş. Hala bazı inatçı çiftçiler baba mesleklerini sürdürmeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hayvanların ekonomik getirisi artık eskisi gibi değil; bölgede rant çok büyük. Bu konuda en büyük heyecanı duyan taraflardan biri de devlet babamız. Yeni villa sahipleri eski manda otlaklarında, meralarda mülklerinin tadını çıkarmak için çiftçileri belediye ve jandarmaya şikayet ederek, etrafı kirleten hayvanlarını "başka" yerlere götürmelerini öneriyorlar. Şikayeti hızla takip eden yetkililer, hayvanları ve çiftçileri "başka" yerlere gitmeye ikna ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RkikRrjmC9I/AAAAAAAAASk/PHtJ2JTp55A/s1600-h/mandalar.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RkikRrjmC9I/AAAAAAAAASk/PHtJ2JTp55A/s320/mandalar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064478404634872786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar arasında büyük sayıda hayvanı olan bir çiftçi (kendisini tanıyorum) uyarıları dikkate alarak, daha kuzeyde Karadeniz kıyısı yakınına, kendi arazisinde ahır yapmak kaydıyla taşınmış. Ancak yaptığı ahırı daha sonra bazı yetkililer yıkmaya gelmişler. Bizim çiftçi de bazı bildik yöntemlerle bu yıkımı durdurabilmiş. Ancak sorun bu şekilde noktalanmıyor. Az yoğunluklu ve henüz inşaatların ulaşmadığı mera bölgeleri şimdi de devlet baba tarafından çam ormanı haline getiriliyormuş. Ormana manda sokmak yasak; çiftçiler ne yapacaklarını şaşırmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, yetkililer her şekilde suç işlemek zorunda kalan çiftçileri suç halinde yakalama zahmetine girmeyip, tek tek evlerinde ziyaret ederek tutanak düzenlemeye başlamışlar. Anlayacağınız artık, hayvanı olanlar potansiyel suçlu sayılıyor bu gibi yerlerde. Bu durumu kamuoyuna duyurmak ve gerekirse AB'de insan (veya hayvan) haklarını aramak gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RklVYbjmC_I/AAAAAAAAAS0/7itS4TLUNDg/s1600-h/mandalar2.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RklVYbjmC_I/AAAAAAAAAS0/7itS4TLUNDg/s320/mandalar2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064673134157106162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Cem Birder&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-1112752167147766704?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/1112752167147766704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=1112752167147766704' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1112752167147766704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/1112752167147766704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/05/gktrk-iftalan-kemerburgaz-aal-akpnar.html' title='Mandanı da al git !'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RkikRrjmC9I/AAAAAAAAASk/PHtJ2JTp55A/s72-c/mandalar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-3941224174953058281</id><published>2007-03-10T00:08:00.000+02:00</published><updated>2007-05-14T21:11:02.698+03:00</updated><title type='text'>İsrail ile Erzurum’da Organik Tarım yapacağız</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;9 Mart 2007&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Faruk BİLDİRİCİ / TELAVİV – Hürriyet&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, İsrail gezisi sırasında en çok Başbakan Yardımcısı Şimon Perez’den etkilendi. Deneyimli siyaset adamı Peres, Tüzmen’e "Buzkıran bir siyaset adamı olma geleceği yapan siyasetçi ol" tavsiyesinde bulundu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RfHbF_LapeI/AAAAAAAAAQY/C451zdBD-aM/s1600-h/T%C3%BCzmen01.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RfHbF_LapeI/AAAAAAAAAQY/C451zdBD-aM/s320/T%C3%BCzmen01.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5040050353909442018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Tüzmen, Perez ile görüşmesinde bir süre önce başlattığı "Komşu ülkelerle Türkiye arasındaki ticaret hacmini genişletme stratejisi"ni anlattı. İlk başta eleştirilerle karşılaştığını kaydeden Tüzmen, "Ancak şimdi ticaret hacminin artması üzerine herkes bu stratejinin başarısını &lt;/span&gt;&lt;st1:city&gt;&lt;st1:place&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;kabul&lt;/span&gt;&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; etti" dedi. Perez’in Erez Projesi’ne destek sözü verdiğini de dile getiren Tüzmen, Türkiye ile İsrail’in Erzurum’da organik tarım konusunda işbirliği yapması konusunu da görüştüklerini ifade etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;(…)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Türkiye’nin&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tan, yaklaşık 7 milyon nüfusu olan İsrail’e bir yılda yaklaşık 6 milyon Türk çorabı satıldığını söyledi. Büyükelçi Tan, "Bu neredeyse her İsrailliye bir Türk çorabı satıldığını gösteriyor" dedi. Tan, sözlerini "Demek ki, uygun fiyatla olunca insanlar kaliteyi satın alıyor. Bu da kaliteli ürün ortaya koyduğunuzda iş yapabileceğinizin somut bir kanıtı" diye sürdürdü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-3941224174953058281?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/3941224174953058281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=3941224174953058281' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/3941224174953058281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/3941224174953058281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/03/israil-ile-erzurumda-organik-tarm_10.html' title='İsrail ile Erzurum’da Organik Tarım yapacağız'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RfHbF_LapeI/AAAAAAAAAQY/C451zdBD-aM/s72-c/T%C3%BCzmen01.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-8190345383226261402</id><published>2007-03-03T12:00:00.000+02:00</published><updated>2007-03-07T14:20:01.031+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="font-weight: bold; font-size: 14pt; color: rgb(204, 0, 0); padding-top: 5px; font-family: Trebuchet MS;"&gt;Ekolojik tarımla dağ köyleri kalkınır&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold; font-size: 9pt; padding-top: 5px; font-family: Arial;"&gt;İslahiye Ziraat Odası Başkanı Bekir Yıldırım, ekolojik tarım metodu benimsenmesi sonucu bu konuda eğitim desteği verilerek dağ köylerinin kalkınmasının gerçekleştirilebileceğini söyledi.&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 102, 51);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Gaziantep Haberleri - Haber27.com - 03 Mart 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="line-height: 18px;font-family:arial;" &gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Re08_GGhTSI/AAAAAAAAAK0/W0n0B9zMzGk/s1600-h/islahiye04.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038750612764839202" style="cursor: pointer;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Re08_GGhTSI/AAAAAAAAAK0/W0n0B9zMzGk/s320/islahiye04.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Toprak Ana Platformunca düzenlenen ''Organik Tarım'' semineri, bölgedeki üreticilerin yanı sıra Muhtarlar Birliği Başkanı Hamdi Aslan, İslahiye Kaymakamlığı'ndan proje müdürü Mehmet Kılıç ve platform üyelerinin katılımıyla yapıldı. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;İslahiye Ziraat Odası Başkanı Yıldırım, üreticilerin ekolojik tarım metodunu benimsemeleri için model bir bahçe uygulamasının oluşturulması ve eğitim desteği ile dağ köylerindeki kalkınmayı bu şekilde gerçekleştirilebileceğine inandığını söyledi. Yıldırım, bu konuda Toprak Ana Platformu ile el birliği içinde çalışacaklarını belirtti. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Toprak Ana Platformu üyesi Cem Birder de, Türkiye'de de sağlıklı gıda tüketim bilincinin artış gösterdiği günümüzde, organik tarımın, çiftçinin ekonomik kazancı yanında çevresel faktörler ve sağlıklı gıda üretimi açısından da avantajlı olduğunu belirtti. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Birder, ''Doğa dostu, toprağı ile barışık bu tarım metodunun geleceğimiz açısından önemi her geçen gün daha çok sayıda insan tarafından fark ediliyor, uygulamalar yaygınlaşıyor'' dedi. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Ispartalı organik bodur meyve ağacı üreticisi Yasemin Ute Kılıç ise, elma ağacı yetiştiriciliğinde hastalık ve zararlılarla mücadeleyi anlattı. &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Meyve üreticisi Hakkı Özcan da, çiftçilerin yüksek miktarda ürettikleri organik ürünlere nasıl pazar bulunacağı, bu ürünlerin satış fiyatlarının nasıl oluşacağı ve lojistik konularının netleşmesi gerektiğini kaydetti.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-8190345383226261402?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/8190345383226261402/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=8190345383226261402' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8190345383226261402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/8190345383226261402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/03/ekolojik-tarmla-da-kyleri-kalknr.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/Re08_GGhTSI/AAAAAAAAAK0/W0n0B9zMzGk/s72-c/islahiye04.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-7560058629038366459</id><published>2007-02-18T22:12:00.000+02:00</published><updated>2007-02-27T16:25:44.811+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 102); font-weight: bold;"&gt;Organik tarıma 1000 sayfalık yol haritası&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;89 uzmana 1000 sayfalık organik tarım kitabı hazırlatan URAK'ın Başkanı Ali Koç, kitabın bu konuda faaliyette bulunanlara yol göstereceğini söyledi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.milliyet.com.tr/2007/02/17/ekonomi/resim/eko01.jpg" align="right" border="1" hspace="10" vspace="10" /&gt; &lt;i&gt;&lt;span style="color: rgb(165, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Milliyet - EKONOMİ SERVİSİ - 17 Şubat 2007&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu (URAK), "Sürdürülebilir Rekabet Avantajı Elde Etmede Organik Tarım Sektörü" adlı bir kitap yayımladı. 29 üniversite ve dokuz farklı kurumdan toplam 89 akademisyen ve uzmana hazırlatılan 1000 sayfalık kitap, Tarım Bakanı Mehdi Eker'in de katıldığı toplantıda kamuoyuna tanıtıldı.&lt;br /&gt;Editörlüğünü İ. Hakkı Eraslan ve Dr. Ferhat Şelli'nin yaptığı kitap, organik tarım konusunda ihtiyaç duyulan kaynak eksikliğini kapatacak.&lt;br /&gt;URAK Başkanı Ali Koç, yaptığı konuşmada, organik tarım konusunda Türkiye için önemli rekabet fırsatları bulunduğunu söyledi.&lt;br /&gt;Yayımlanan kitabın organik tarım çalışmaları yapanlara yol göstereceğini belirten Ali Koç, 2010'lu yıllarda Türkiye'de 1 milyon dekar alanda organik tarım yapılacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;35 milyar dolarlık pazar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;İnsanların çocukluğunda yediği domatesin, biberin, portakalın tadını ve kokusunu hala unutamadığını belirten Tarım bakanı Mehdi Eker ise organik tarımın yaygınlaşmasıyla eski güzel günlerin yeniden yaşanabileceğini ifade etti. Bakan Eker, organik tarım yapan üreticiye kredi faizinin yüzde 60'ı kadar destek verildiğini söyledi.&lt;br /&gt;Eker'in açıklamasına göre dünyada bu yıl içinde 35 - 36 milyar dolarlık pazara sahip olan organik tarımın hacmi, dört-beş yıl içinde 70-80 milyar dolarlara çıkacak. 100'den fazla ülkede 32 milyon hektar alanda 623 bin işletme kanalıyla yapılan organik tarımda lider olan Avusturalya'yı, Latin Amerika ve AB ülkeleri izliyor. Türkiye ise 119 ülke arasında 34'üncü sırada yer alıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-7560058629038366459?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/7560058629038366459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=7560058629038366459' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/7560058629038366459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/7560058629038366459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/02/organik-tarma-1000-sayfalk-yol-haritas.html' title=''/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-441115580860989064.post-9214162617669740844</id><published>2007-01-21T23:29:00.000+02:00</published><updated>2007-05-14T21:12:29.456+03:00</updated><title type='text'>Karasaban</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RbPbdGPZcII/AAAAAAAAABA/_3-ZQHEtoa4/s1600-h/karasaban1.JPG"&gt;&lt;img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RbPbdGPZcII/AAAAAAAAABA/_3-ZQHEtoa4/s320/karasaban1.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5022599302386118786" border="0" /&gt;  &lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;Balıkesir'in körfez ilçelerinde çiftçiler karasaban kullanmaya devam ediyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Karaağaç Beldesi'nde 2 çocuk sahibi Ali Kaçar, 40 yıldır karasabanla tarlasını sürmeye devam ettiğini bildirdi. Karasabanla sürülen tarlanın veriminin yüksek olduğunu söyleyen Kaçar, "Karasaban ancak at, öküz, eşek veya katır gibi hayvanlarla çekilir. Bu yüzden ben ne karasabanımdan ne de 20 yıllık atımdan vazgeçemiyorum. Bu şekilde de tasarruf etmiş oluyorum" diye konuştu. (İHA - 18 Ocak 2007)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RbPbdGPZcII/AAAAAAAAABA/_3-ZQHEtoa4/s1600-h/karasaban1.JPG"&gt;&lt;span id="_ctl0_MainContent_Detay"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/441115580860989064-9214162617669740844?l=toprakana-surdurtarim1.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/feeds/9214162617669740844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=441115580860989064&amp;postID=9214162617669740844' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/9214162617669740844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/441115580860989064/posts/default/9214162617669740844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://toprakana-surdurtarim1.blogspot.com/2007/01/balkesirin-krfez-ilelerinde-iftiler.html' title='Karasaban'/><author><name>moderator</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ZcVULoyXI_A/RbPbdGPZcII/AAAAAAAAABA/_3-ZQHEtoa4/s72-c/karasaban1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
